vσℓκαи's profilevσℓκαиαℓαвαζ®PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
March 02 HAFTANIN YAZARI 1955 yılında İstanbul'da doğdu. Ortaöğrenimini Mardin Lisesi'nde,
yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih
Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde tamamladı. Devlet tiyatrolarında
Dramaturg olarak çalıştı. İlk oyunu Mahmud ile Yezida ile Türkiye İş
Bankası'nın açtığı yarışmada ikicilik ödülü alan Murathan MUNGAN, Sahtiyan adlı
şiiri ile de Gösteri dergisinin 1981 Şiir Yarışması'nda birincilik ödülü
kazandı. Taziye oyununun 1984'te sahnelenmesi nedeniyle, Ankara Sanat
Kurumu'nca M.Baydın'la birlikte yılın en iyi oyun yazarı seçildi. Hedda
Gabler Dile Bir Kadın öyküsü ile Haldun Taner Öykü Ödülü'nü Nedim Gürsel'le
birlikte aldı. (1987). YAPITLARI Osmanlıya Dair Hikâyat (şiirler, 1980) OKUMAK İSTEDİĞİNİZ ŞİİRİN ÜSTÜNÜ TIKLAYIN!!! ŞİİRLERİ Başkalarının
Gecesi
YALNIZ BİR OPERA
HAFTANIN SİTESİ VE TEŞEKKÜR BÖLÜMÜ. ![]() ![]() Evet arkadaşlar size bu hafta yardımlarını en başından beri hiç bir şekilde benden esirgemeyen Kastamonu'lu sevgili Makine Mühendisi Ferhat Topal abimizin sitesine yer vermek istedim.Bence bir üst kısımdaki bannere tıklarsanız Erdemli İnsan adlı sitesine ziyaret etmiş olursunuz herkezin birşeyler bulabileceği kral bir site olmuş banada yardımlarından dolayı kendisine çooookkk teşekkür ederim. ![]() Nasıl teşekkür etsem?Nasıl yalakalık diz boyu olayına girsem bilmiyorum en başından beri bana sitenin yapım aşamasında en kral yardımlarını,fikirlerini esirgemeyen sevgili karım merale Teşekkür Ederim yani en üşendiğim mıymıy olduğum kısımları üstlendi ve olaya el atıp beni bu yoğun olduğum dönemde kurtardı. TEŞEKKÜR EDERİM ICH HOFFE UNSERE LIEBE GEHT NIE VORBET!!!:)) February 28 OYUN DÜNYASI![]() HABERLER Avrupa'da bu hafta satışa sunulacak oyunlar şöyle sıralanıyor; · PC: The Sims 2 Seasons
· WII: · PS3: · XBOX360: · XBOX: · PS2: · DS: · PSP:
PC oyunculuğunun sonu mu ?
Neredeyse 2 yıldır insanlarda bir konsol çılgınlığıdır gidiyor.
Kimi �ben Microsoft�cuyum� diyip Xbox 360 fanatiği oldu,
kimisi de �Ben Sony taraftarıyım� diyerek PS3 fanatiği oldu. Kimisi ise ikisine
de ılımlı baktı. Peki ya PC oyunlarının, PC sektörünün pabucu dama atılmadı mı? Türlere bakacak olursak FPS leri hiçbirinde PC�de
oynadığınız
kadar zevk alamazsınız. Konsola ister fare, ister klavye takın yine de, PC�deki zevkin alınabileceğini sanmıyorum. Peki ya devasa online oyunlar? Bence
şuan için PC�nin ömrünü uzatan tek oyun türü
Devasa Rol Yapma Oyunları. Mutlaka oyuncuların büyük bir çoğunluğu bir süre de
olsa devasa bir online oynamıştır. Ultima Online olsun, Diablo olsun, World of
Warcraft olsun ya da son zamanlarda en çok oynanan oyunlardan olan Knight Online,
Silkroad Online gibiler sadece PC�de
oynanabildiğinden bazı kişiler sırf bunlar için PC sahibi oluyor.
HAFTANIN HİLESİ 4X4 Evolution 2 (X-Box) Level Seçmek: "Press Start" ekranında; X(2), Beyaz(2),
Y(2), Beyaz, X, Y, Y, X, Beyaz tuşlarına basın. Kodu doğru girerseniz değişik
bir ses duyacaksınız. VOLKANALABAZ HAFTANIN OYUNU Pro Evolution Soccer 6 (Playstation 2) Bildiğimiz gibi en hırslı, kıran kırana geçen mücadeleleri PEPSİ de yaşarız. Yıllardır rakiplerimizi yenebilmek için değişik yollar izleriz.
Ben size elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacağım. Aklıma gelen tüm
bilgileri aktaracağım. PESİde seçeceğiniz takımın sizin
futbolunuza uyumluluğu çok önemli. Ortadan gelip paslı futbolu seviyorsanız
teknik bir takım seçmelisiniz. Hızlı futbol ve bireysel özelliğe dayalı
oynuyorsanız hızlı takım seçmelisiniz. Benim düşüncem Konami futbolunda hızlı
takım her zaman daha avantajlı. Tekniği olmasın hızlı olsun. Yavaş
futbolcuların bize pek bir yararı olmuyor. Özellikle forvette yavaş futbolcular
bizim oyunumuzu çok zorlaştırıyorlar. Taktik
Pas çok önemli Ve goool Orta kesmeyi bilin Top sürme
Ben bunu çok kullanırım. Şunu da dikkate almalısınız rakip fazla
kişiyken, bu özelliği kullanırsanız diğer oyuncunun markajı altındaki oyuncu
boşta kalacaktır. Orta ikilinin seçimi çok ve çok önemlidir. Bu ikiliden
birinin kesinlikle kalıplı ve uzun olmasını tavsiye ederim. İkisi de kalıplı
olursa çok daha iyi olur. Ama bu savunmanızın biraz ağır kalmasına neden
olacaktır. Eğer rakip forvetleri hızlıysa çok da tavsiye edilmez. Bu oyunculara
örnek vermem gerekirse Materazzi, Stam, Hyppia, Alex� Bu oyuncuların Body Balance özelliği yüksek olur, boy
avantajları vardır. Konami futbolunda savunma olarak Body Balance�ın önemi çok büyük. Omuz omuza mücadelelerde bu özellik çok şeyi değiştiriyor. Kafa
toplarında da aynı kaide geçerli. Ofans
Yıldızlar
February 26 MODELCİLİK SANATI
MODEL KAVRAMI
Modelciliğe başlarken öncelikle bilinmesi gereken; plastik model ve oyuncak
kavramlarının birbirinden farklı şeyler olduğunun anlaşılmasıdır. Yapılmış bir
model oynanamayacak kadar kırılgandır ve sadece çok dikkatli bir şekilde zarar
vermeden tutulabilir. Yapımı tamamlanmış bir model dokunmak için değil, verilen
emeğin ve özenin zevkini , tatminini duyarak seyredilmek içindir.
Araba,kamyon,motosiklet,asker figürleri,tank ve diğer askeri araçlar,
uçak,helikopter,uzay araçları,bilim kurgu ile ilgili bir çok farklı konularda
modeller (maketler) olmakla birlikte, biz burada modelciliğin en yaygın bölümü
olan uçak modelciliğini ele alacağız. Ancak tüm modellerde yaklaşık olarak
benzer teknikler kullanıldığı düşünülürse, burada anlatılanlar farklı konularda
uğraş veren tüm modelcilere yardımcı olacaktır.
Günümüzde mevcut uçak modellerinin çoğu askeri uçaklardır. Bazı çevrelerin
yanlış düşüncelerinin aksine, bunun nedeni modelcilerin savaşı seven insanlar
olması değil,savaş uçaklarının diğer uçaklara göre daha estetik,daha ihtişamlı
ve göze daha hoş görünen araçlar olmasıdır. Bunun yanı sıra,modelciler farklı
ülkelerin farklı dönemlerinin modellerini yapmaktan zevk alırlar,bu onların
ilgi alanı olmakla beraber asla politik görüşlerini yansıttığı gibi yanlış bir
fikir oluşmasına yol açmamalıdır. Örneğin; yaptığı bir II. Dünya Savaşı Alman
uçağının kuyruğuna bir gamalı haç amblemi koyan bir modelcinin amacı sadece
maketi tarihsel gerçeklere uygun hale getirmektir. Bu asla onun Hitler' in
politik ideolojilerinin bir hayranı olduğunu düşündürmemelidir.
İyi bir modelci için temel kavram; modelin gerçekliği yani aslına azami
derecede benzemesidir. Bunu gerçekleşmesi için gerekli olan ; model yapımında
azami özenin gösterilmesidir. Yok edilmemiş kalıp çizgileri, birleştirilmiş
parçalar arasındaki boşluklar,yapıştırıcı taşmaları,parmak izleri,hatalı
çıkartmalar ve ölçeğe uygun olmayan detaylar eklenmesi bir maketi modelcilik
tabiriyle kötü maket haline getirir.
Doğal olarak,hiç kimse sizi bir model satıcısına gidip istediğiniz bir
modeli satın alıp onu 15-20 dakika içinde yapıp bitirmekten alıkoyamaz. Aslında
çoğumuz modelciliğe ilk adımını bu şekilde atmıştır. Eğer bundan zevk
alıyorsanız ,yaptığınız bir F-16 maketinin burnuna bir pervane
ekleyebilirsiniz, kimse bunun için sizi cezalandırmaz. Yeter ki zevk alın çünkü
modelciliğin özünde zevk almak,hoşça vakit geçirmek vardır. Ancak profesyonel
anlamda modelcilik daha önce de bahsettiğimiz authenticity yani gerçeğine
mümkün olduğunca benzetme kavramına dayanır ve bir çok modelci buna uygun
olarak modellerini yapmaya gayret ederler.
Modelciler modellerinde weathering adı verilen zaman ve doğanın etkilerinin
uçak üzerinde oluşturduğu kirlenmeyi görmekten hoşlanırlar. Yapılan modellere
;çalışan motorların yarattığı kirlenmeyi,hidrolik yağ akıntılarını, boyanın
güneşten solmasını, çamur lekelerini,savaşta oluşan hasarı, zamanla oluşan pası
eklemek modeli gerçeğine benzer hale getirir.Tüm bunlara özen gösterilerek
yapılan bir modelin fotoğrafını gerçeğinden ayırt etmek oldukça güçtür. Özenle
yapılmış ve uygun bir ortamda resmi çekilmiş bir modeli izlemek,çoğu zaman en
az aslını izlemek kadar hatta bazen çok daha fazla zevk vericidir.
Üretici Firma : McDonnell Douglas - USA Ölçek : 1/1 ![]() Üretici Firma : Tamiya - JAPAN Ölçek : 1/32 ![]() Yukarıda görülen uçaklardan üstte olanı McDonnell Douglas firması tarafından üretilen bir F-4 uçağı,altta olanı ise bu uçağın Tamiya firması tarafından üretilen 1/32 ölçekli plastik modelinin resmidir. Gerçeğine uygun model yapma araştırma esasına dayanır. Yapacağı modelle ilgili bir araştırma yapmak, modelciyi sadece yaptığı uçak ile ilgili değil, o döneme ait tüm uçaklar ve hatta ilgileniyorsa tümüyle o dönemin tarihi hakkında bilgi sahibi yapar. Bundan dolayı araştırmacı modelcilerin tarihsel bilgileri son derece fazla ve güvenilir kabul edilebilir. Sonuç olarak; Modelcilik ; sadece bir kutunun içinden çıkan numaralı plastik parçaların bir plana göre biraraya getirilip boyanması değil;aynı zamanda insana araştırma, öğrenme, bilgilerini paylaşma, paylaştıkça yeni dostlar edinme,bir eser yaratma ve yarattığı eser ile gurur duyma gibi olumlu özellikler kazandıran mükemmel bir uğraştır MODEL KUTUSU VE İÇERİĞİ Birçoğumuz henüz bir model yapmamış olsak da bir plastik model kutusu görmüşüzdür. Bunlar model veya hobi dükkanlarında,bazı oyuncak satıcılarında ve bazı büyük marketlerde satılırlar. Üzerinde kutunun içindeki yapılmamış olan maketin bir resmi veya çizimi vardır. Genellikle renkli ve gösterişli resimlerdir. Bazılarında kutu yanlarında modelin zorluk derecesini,parça sayısını veya bazı detaylarını gösteren açıklayıcı bilgiler ve resimler bulunur. Kutunun içinde şeffaf torbalara konmuş değişik renkte(genellikle gri) model parçalarını içeren plastik şablonlar,modelin planı,bazen ayrı bir boyama planı ve decal denen çıkartmalar bulunur. Modelin planı ve boyama planı son derece açıklayıcı olarak ve parçaların numaralandırılması esasına göre hazırlanmıştır. Planlar bir uçağın birden fazla versiyonunu göstererek,modelciye kutudan çıkan maketi farklı şekillerde yapabilme olanağı sağlar. Bazı model kutuları yapım için gerekli yapıştırıcı ve boyaları içerse de genelde çoğu model kutusunda yapıştırıcı ve boyaları bulunmaz. Model parçaları kutunun içinde plastik şablonlar halinde bulunur. Bu, modelciye parçaların kaybolmaması, karışmaması ve küçük parçaların şablon üzerinde iken boyanması gibi kolaylıklar sağlar. Modellerin parça sayısı basit modellerde 15-20 iken, detay içeren ve büyük ölçekli maketlerde 200-300 e kadar çıkabilir. Parçalar genellikle gri veya yeşil renkte olurlar,ancak bazı markaların bir kutuda birkaç farklı renkte plastik içeren modelleri de vardır. Bunun amacı ya maketin boyanmasa bile göze hoş görünmesini sağlamak,ya da boyama işleminde modelciye yardımcı olmaktır. ![]() Model Şablonu ÇALIŞMA ORTAMI Model yaparken,yapıştırıcı,boya ve tiner gibi çeşitli kimyasal maddeler ile çalışıldığından çalışma ortamının kolay temizlenebilir ve dökülme, sıçrama,lekelenme gibi olaylardan etkilenmeyecek bir ortam olması gereklidir. Örneğin;pahalı bir mobilya masanın başına oturup maket yapmak çok akıllıca değildir. Model yaparken mutfak masası veya benzeri eski bir masa üzerine naylon veya eski gazeteler kaplanarak kullanılabilir. Çalışma ortamı konusunda en önemli nokta; birkaç saat boyunca rahatsız edilmeden model yapılabilecek ,yapıştırılan veya boyanan maketlerin en az bir gece boyunca dokunulmadan kalabileceği bir ortam bulmaktır. Çalışılan ortamın düz,kuru ve toz barındırmayan bir yer olması gereklidir. Ortamda mutlaka iyi bir ışık kaynağı bulunmalıdır. En ideal ışık kaynağı üzerinde bir büyüteci olan masa lambası şeklinde olanlardır. Ancak bunların az ısı yayanları tercih edilmelidir,çünkü uzun süre lambanın ısısına maruz kalan maketlerde erimeler veya eğilmeler olabilir. Maketlerin çoğunlukla gri plastikten yapılmış olması yere düşen küçük parçaların bulunmasını zorlaştırır,iyi bir ışık kaynağı bu konuda da yardımcıdır. Küçük parçaların kapaklı şeffaf kavanozlarda saklanması da bu parçaların boyama ve montaj aşamalarında kaybolmamalarını sağlar. Yapışkan ve boyanın kokusu kimilerine iyi,kimilerine kötü gelebilir ama kesin olan solunduğunda zararlı olmasıdır. Boya yaparken ve özellikle boya tabancası yani airbrush kullanırken, çalışma ortamının havasına bir çok küçük boya parçacığı karışır. Bunu önlemek için model yaparken ortamın havalanmasını sağlamak,boyanın dağılmasını engelleyecek şekilde maketi bir kutu içinde boyamak ve maske takmak yararlı olur. Enamel denen maket boyası,yağlı boya gibi toksik boyalar ve tiner asla yatak odası,oturma odası gibi ortamlarda kullanılmamalıdır. Akrilik yani su bazlı boyalar gibi toksik olmayan boyalar kullanılırken de mutlaka iyi bir havalandırma sağlanmalıdır. Çalışılan ortamın camlarının açılması bile yeterli bir havalandırma sağlar,yine de yapıştırıcı ve boya kullanırken arada molalar verip,çalışma ortamı dışına çıkılarak hava alınması iyi olur. MODEL SEÇİMİ Hangi modeli satın alıp yapacağına karar vermek zordur. Farklı konularda ve ölçeklerde seçilebilecek binlerce maket vardır. Modelcilerin çoğu belli bir alanda çalışırlar,yani belli bir ölçekte ve belli bir zaman diliminde seçtikleri bir veya birkaç ülkenin maketlerini yaparlar. Örneğin;II. Dünya Savaşı dönemine ait 1/72 ölçekli Alman uçakları gibi. Çoğu modelci hemen yapmayacak olsalar bile,daha sonra yaparım düşüncesi ile model satın almaktan hoşlanır. Bu nedenle modelcilikle ilgilenen kişilerin evlerinde yapılmamış modellerden oluşan stoklar oluşur. Bu olay bir çok kişiye aptalca gelebilir,ama bunu ancak modelciler kolayca anlayabilir. Bir modelci için, kutunun naylon ambalajını açmak,el değmemiş plastik parçaların kokusunu duymak ve şablonları incelemek büyüleyici derecede zevk veren bir andır. Bir çok modelci maketi yapmaya başlayıp bir süre yaptıktan sonra eline geçen bir dergide kendi yaptığı maketin veya yaptığı maketin gerçeğinin son derece güzel bir resmiyle karşılaştığında,hemen hemen her modelcinin içinde olan mükemmeliyetçi zihniyetle sonucun gerçeğine uygun olmayacağını, ortaya çıkacak modelin kendisini tatmin etmeyeceğini düşünerek yaptığı maketi yarım bırakır. Bu nedenle bir maketi yapmaya başlamadan önce,sonuçta ortaya çıkması planlanan maketten beklentinin ne olduğu iyi düşünülmelidir. Gerçekçi olmak en doğrusudur; ilk kez model yapan veya ilk kez boya tabancası kullanan bir modelcinin yaptığı modelle bir başarı kazanacağını düşünmesi hayaldir. Başlangıç olarak daha düşük hedefler alınmalıdır. Henüz modelciliği yeni başlamış ya da yıllarını vermemiş bir modelcinin yaptığı maketleri dergilerde,kitaplarda gördükleriyle karşılaştırmak yerine kutudan çıkan planda belirtilenlere azami derecede uyarak modelini yapması daha akılcıdır. Başlangıçta yapılan hatalar modelciyi yıldırmamalıdır. En usta modelciler bile başlangıçta fırça izleri, yapıştırıcı taşmaları,dolgu hataları, şeffaf parçalarda buğulanma,hava kabarcıkları içeren decal uygulamaları gibi hatalar yapmışlardır
Yukarıda yapılan modellerde oluşabilecek bazı hataları görebilirsiniz: 1.Boya taşması ve camda buğulanma 2.Decallerde sararma ve parlama 3.Decalde hava kabarcığı kalması MODELİN TEMİZLENMESİ Basit bir araştırma,model planının incelenmesi ve aletlerin hazırlanmasından sonra,artık plastikle çalışmaya hazır hale gelmiş sayılabiliriz. Bu bölümdeki konumuz; modellerin yapıştırılmadan önce yapılan temizliği , model parçalarının yapıştırılması,yapıştırma sonrası kalan model boşluklarının doldurulması ve zımparalama aşamaları olacak. Başlangıç olarak ilk dikkat edilecek nokta; maket parçalarının şablondan ayrılırken bir yan keski, makas veya maket bıçağı kullanmaktır. Parçaları asla kopararak çıkarmamak gerekir.Doğru yerden koparılsa bile, bu sırada makette kırılma ve çatlamalar oluşabilir. Küçük parçalarda oluşan bu tür sorunları gidermek zordur. Şeffaf olan parçaları şablondan ayırırken ise daha fazla özen gösterilmelidir,zira bu parçalar daha kırılgan ve tamir edilmeleri daha da zordur. Parçayı şablondan dikkatle ayırdıktan sonra sıra temizleme işlemine gelir. Tüm maket parçaları dikkatle temizlenmelidir.Maket bıçağı ile yontarak veya zımpara yardımıyla maket parçasında bulunan çapak denilen tüm fazla plastik kalıntıları yok edilmelidir.Bu işlem yapılırken modelin kendi detaylarının bozulmamasına özen göstermek gerekir. Maket bıçağıyla temizleme işlemi yaparken oluşabilecek el kesilmeleri akla getirilmeli, maket bıçağı daima ele doğru değil dışarı doğru tutulmalıdır. Aksi taktirde ciddi yaralanmalar olabilir. Temizlemenin son aşaması maket parçalarının yıkanmasıdır. Maket plastiği yapımı sırasında kalıbından kolayca ayrılması için yağlanır. Bu yağ maket parçaları üzerinde ince bir tabaka halinde kalır ve eğer temizlenmezse boyama işlemi sırasında ve sonrasında sorunlara yol açar. Bu nedenle maket parçalarının ılık sabunlu veya deterjanlı bir suyla yıkanıp durulanması yararlı olur. ![]() Yan keski yardımıyla model parçalarının şablondan ayrılması ![]() Maket bıçağı yardımıyla model parçalarının temizlenmesi ![]() Zımpara yardımıyla model parçalarının temizlenmesi PLASTİK MODELLER Tahta,metal,kağıt ve resin(reçine) gibi maddelerden model yapımında yararlanılır,ancak biz konumuz olan plastik modellerden bahsedeceğiz. Plastik modellerin çoğu, polystrene plastik denen malzemeden enjeksiyon denen bir teknikle elde edilirler. Polystrene plastik kolayca şekil verilebilen, kesilebilen, bükülebilen,zımparalanabilen,delinip doldurulabilen, yapışması ve boyanması kolay olan bir malzemedir. Isıya karşı oldukça hassastır, kolayca erir. Polystrene yumuşak olduğundan modellerde detayların gösterilebilmesine olanak sağlar. Ancak küçük maketlerde kullanılan enjeksiyon tekniği daha kaba olduğundan genelde detaya girilmez. Dünyada model üreten pek çok firma vardır. Bunlardan Italeri,Tamiya, Revell/Monogram,Airfix,Heller, Academy ve Hasegawa ilk akla gelen birkaçıdır. Bu firmalar sadece model uçak değil,diğer model çeşitlerini de üretirken sadece belli bir konu üzerinde yani sadece model uçak,gemi veya asker figürleri üreten daha küçük firmalar da vardır. Ayrıca bu firmaların mevcut modellerini gerçeğe daha yakın hale getirmek için pilot koltuğu,kanopi camı ve benzeri aksesuar parçaları üreten firmalar da mevcuttur. Plastik modeller; plastik kalitesi,döküm kalitesi,ölçek ve parça sayısı gibi bazı faktörlere bağlı olarak fiyat farklılıkları gösterirler. İthalat koşulları ve nakliye masrafları da bunu etkiler. Bu nedenle parça sayısı az,küçük ölçekli bir modelin fiyatı daha büyük ölçekli bir modelden fazla olabilir. MODELİN ÖLÇEĞİ NEDİR? Bir modelin büyüklüğü 2 faktöre bağlıdır :
1)Modeli yapılan nesnenin gerçek büyüklüğü
2)Modelin ölçeği
Buna dayanarak diyebiliriz ki ;aynı ölçekteki bir II. Dünya Savaşı avcı uçağı
ile bir Boeing-747 yolcu uçağı arasında büyüklük açısından çok fark vardır.
Model ölçeği 1/48,1/72 gibi rakamlarla gösterilir. Ölçeğin paydası büyüdükçe
model küçülür. Uçak modelleri çoğunlukla 1/72 ölçeğinde olurlar yani gerçek
uçağın 72 kez küçültülmüşü şeklindedirler. 1/48 ölçek de havacılıkla ilgili
modellerde sık kullanılan bir ölçektir. Nadiren de olsa 1/24,1/32 ve 1/144
ölçekli uçak modelleri de vardır. Tank ve diğer zırhlı araç ile asker figürü
modellerinde en çok 1/35,araba ve kamyonlarda 1/24,gemi modellerinde ise 1/350
veya 1/720 kullanılır.
Modelcinin yapacağı maketlerdeki seçeceği ölçek kişisel tercihine bağlıdır.
Bu seçim yapılırken bilinmesi gereken genel kural; ölçek ne kadar büyük olursa
modelin de büyüyeceği ve detaylara inme olanağının artacağıdır. Ölçeğin
paydasındaki rakam büyüdükçe model küçülür. Özellikle 1/48 ölçekli uçak
maketleri,modelcilere çok küçük parçalarla uğraşmalarına gerek kalmadan oldukça
büyük ve detaylı modeller yapma olanağı verir.Bir maket ne kadarbüyük olursa o
kadar fazla detay görülebilir hale getirilebilir. Ancak büyükölçekli
maketlerin daha pahalı olduğu ve bittiğinde daha büyük bir alanıkaplayacağı
unutulmamalıdır.
Aşağıda resimde farklı ölçeklerde bir pilot figürünün ve aralarındaki farkı görebilirsiniz.Büyük maketlerde detay
çalışmaları daha kolay yapılır.
![]() MODELCİLİK ALETLERİ NELERDİR? Basit bir maket alet kutusu aşağıdaki aletleri içerir; -Yan keski -Kesici uçları değişebilen bir maket bıçağı -Küçük eğeler ve törpüler -Değişik kalınlıklarda zımpara (600-1500 arası) -Küçük parçaları tutmak için cımbız veya penset -Değişik kalınlıkta fırçalar -Boyalar -Maket yapıştırıcısı -Maskeleme bandı -Boya tabancası/airbrush (isteğe bağlı) Makas,matkap gibi malzemelerin yanısıra evde kullanılan pek çok küçük aletten de modelcilikte yararlanılabilir. Bunlardan birkaçı ; kürdanlar, dondurma çubukları,toplu iğneler,pipetler ve paket lastikleridir. Önemli olan yaratıcı olmaktır. Örneğin; lastikleri boyarken uçağın tekerleklerini kürdanlara takıp bunu da bir silgiye saplamak boyama esnasında büyük kolaylık sağlar. Paket lastiklerinden yapıştırılan gövde parçalarının birarada tutulmasında,pipetlerden boya kutularından boya alınmasında,dikiş iğneleri veya enjektör uçlarından uçak burunlarında yararlanılabilir. Küçük plastik parçalar ise ısıtılıp uzatılarak anten veya tel olarak kullanılabilir. ![]() Yan keski; maket parçalarının şablondan ayrılmasında kullanılır. Şablonla maket parçalarının bağlantı bölgeleri özellikle büyük ölçekli modellerde kalın olduğu için bu işlem sırasında maket bıçağı kullanmak hem zordur, hemde bıçağın keskin ucunun kırılıp etrafa sıçraması gibi tehlikelere yol açabilir. ![]() Maket bıçağı; küçük parçaların şablondan ayrılmasında ve parçaların temizliğinde kullanılır. Pek çok değişik marka ve şekilde maket bıçakları vardır. ![]() Cımbız veya pensetler;küçük maket parçalarının montajı ve boyanması sırasında yardımcı olurlar. Decallerin yapıştırılması için her modelcinin en az bir adet ince uçlu cımbıza ihtiyacı vardır. Bu aletin sivri uçlarının da maket bıçağı gibi tehlikeli olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Küçük eğeler ve zımparalar; modelin üzerindeki fazla plastikleri ve kalıp döküm çizgilerini yok etmede kullanılır. Eğeler ve törpüler daha çok düz ve geniş yüzeylerde kullanılırken,zımparalar tüm maket parçalarını temizlemede yardımcıdır. 600 ile 1500 arası zımparalar modelcilik için idealdir. Zımparalarda rakam büyüdükçe zımpara incelir ve zımpara ne kadar ince ise yapılan temizlik o kadar tatmin edici olur. Maskeleme bandı; boyama işlemi sırasında modelin istenmeyen bölümlerini boyadan korumak amacıyla ve yapıştırılan maket parçalarının birbirine sağlam ve boşluksuz yapışmasını sağlamak amacıyla kullanılır. MODEL YAPIM AŞAMALARI Bir model yapmanın aşamaları kabaca şu şekilde sıralanabilir : 1.Plandaki yapım bilgileri okunur. 2.Bu bilgilere göre parçalar şablondan kesilerek çıkartılır. 3.Numaralarına uygun şekilde yapıştırılarak maket oluşturulur. 4.Boyama planına göre model boyanır. 5.Decaller yapıştırılır. Bunlar basit bir şekilde maket yapım aşamalarıdır. Parçaları bu şekilde birleştirip boyamak insana zevk verir ve ortaya bir model çıkar. Ancak yapılan maketin gerçeğe uygun olması için bunlara eklenmesi ve dikkatle uygulanması gereken bazı ek aşamalar vardır. Yapılacak modelin gerçeğinin görülmesi,hakkında kitap,dergi veya internet sayesinde bilgi edinilmesi elde edilecek sonucun gerçeğe daha yakın olmasına yardımcı olur. Bu nedenle profesyonel anlamda modelcilik beceri,dikkat ve özen gösterme gibi özelliklerin yanısıra iyi bir gözlemcilik ve araştırmacılık gerektirir. Gerçeğine uygun bir model yaratmak için gerekli aşamalar şu şekilde olmalıdır: 1.Yapılacak model hakkında araştırma yapılır. 2.Plandaki yapım bilgileri sadece okunmakla kalmaz,değerlendirilir. 3.Gerekli parçalar şablondan kesilerek çıkarılır. 4.Çıkarılan parça temizlenir. Yıkanarak veya silinerek döküm esnasında kullanılan yağ temizlenir. Daha sonra maket bıçağı ve zımpara kullanılarak kalıp çizgileri ve fazla plastik parçaları yok edilir. 5.Önce maketin küçük parçalarının montajı yapılır. Örneğin; bir uçak maketi yaparken öncelikle koltuk,ön ve yan paneller ve kokpit zemini gibi parçalar birbirine monte edilerek kokpit oluşturulur. 6.Montajı yapılan küçük parçaların zımparalama,dolgu,boyama gibi işlemleri yapılır. 7.Montajı yapılan küçük parçalar biraraya getirilerek model oluşturulur. 8.Oluşan model elde edilen bilgiler doğrultusunda gerçeğine uygun olarak boyanır. 9.Decaller yapıştırılır veya gövde işaretleri boyanarak yapılır. 10.Weathering denilen kirletme işlemi yapılır. 11.Son detaylar eklenerek model bitirilir. Planlama aşaması çok dikkatle yapılıp, aşamalara doğru sırayla uyulmalıdır. İyi yapılmayan planlama ve sıralamaya uyulmaması geri dönüşümü olanaksız olaylara veya hatalara yol açabilir. Ancak bazı işlemlerin modelin planındaki sıralamaya bağlı olmadan yapılmasının gerekebileceği unutulmamalıdır. Örneğin; koltuk,levye ve pilot figürü yapıştırılmış bir kokpitte ön panel detaylarının boyanması çok zor hatta imkansızdır. Bazı decallerin model bittikten sonra değil,montaj esnasında takılması gerektiği, parçaların montajından sonra bunun olanaksız hale gelebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. MODELİN YAPIŞTIRILMASI Snapkit denen yapıştırıcı gerektirmeyen birbirine geçen parçalardan oluşan modeller olmasına rağmen,bunları oyuncak kabul etmek gerekir. Gerçek modeller farklı yapıştırıcılar kullanılarak yapılır. En çok kullanılan; modelle uğraşanların maket yapıştırıcısı olarak adlandırdığı polstyrene yapıştırıcıdır. Bu yapıştırıcı uygulandığı yüzeylerdeki plastiği eriterek parçaların birbirine kaynamasını sağlar. Çok çabuk kurumaz ama kuruduktan sonra parçaların ayrılması çok zordur. Boyalı parçalarda boya, plastik ile yapıştırıcı arasında bir engel oluşturduğundan ya yapıştırılacak boyalı kısımdaki boyayı kazımak ya da başka bir yapıştırıcı kullanmak gerekir. Polystrene yapıştırıcıyı kullandıktan sonra parçaların ayrılmayacağı göz önünde tutularak,yapışacak parçaların önceden uygunluğunun denenmesi akıllıca bir harekettir. Model yapıştırıcıları direkt veya fırça, kürdan gibi aletler yardımıyla uygulanabilir. En ideal olan ve profesyonel modelciler tarafından tercih edilen iğne uçlu yapıştırıcılardır. Hem temiz çalışma olanağı verir,hem de az miktarda kullanıldığı için ekonomiktir. İğne uçlu yapıştırıcılar kullanılırken karşılaşılan tek sorun; kullanım aralarında iğnenin ucunda yapıştırıcının kurumasıdır. Bu sorun ince bir tel yardımıyla veya ısıtılarak çözülebilir. Yapıştırıcı kururken uygulandığı iki parçanın birbirine bastırılması sağlam bir birleşme sağlar. Paket lastikleri,şeffaf bant veya maskeleme bandı kullanılarak bu işlem kolaylaştırılabilir. Parçaların en az bir gün veya gece boyunca kurumaya bırakılması en idealidir. Her ne kadar dikkat edilirse edilsin; küçük bir miktar yapıştırıcı modele bulaşabilir ya da yapıştırılan iki parça arasından taşabilir. Bu durumda;asla yapıştırıcı silinmeye çalışılmamalıdır. Aksi taktirde yapıştırıcı daha geniş bir alana yayılarak plastiği bozar. Yapılması gereken 1 veya 2 gün kurumaya bırakılıp daha sonra zımpara kullanılarak fazla yapıştırıcının temizlenmesidir. İyi bir model yaratmanın tek yolu; sabırlı olmaktır. Bir modelin iki yapım aşaması arasında uzun süre beklemeniz gerekebilir. Bir çok modelci gövde montajından sonra yaklaşık 2 gün maketlerini kurumaya bırakırlar. Bu süre gerçekten uzun bir süredir,ama bir çok şekilde değerlendirilebilir. Bu yollardan bir tanesi de bir maketin aşama aralarındaki boş zamanları aynı anda diğer bir maket daha yaparak değerlendirmektir. Sabırsızca yapılan maketlerde sonuçta ortaya çıkan; tatmin etmeyecek bir çalışma veya kötü bir makettir. Modelcilerin kullandığı diğer bir yapıştırıcı japon yapıştırıcısı olarak da bilinen cyanoacrylic yapıştırıcıdır. Bu yapıştırıcı daha sağlam bir birleşme sağlar,boyalı parçalarında yapışmasına olanak verir ve küçük alanlarda dolgu amacıyla kullanılabilir. Saniyeler gibi çok kısa sürede kurur ve kuruyunca kolayca zımparalanabilir. Şeffaf parçalarda kullanılmamalıdır, aksi taktirde erime ya da buğulanma gibi sorunlara yol açar. Bu yapıştırıcı kullanılırken dikkatli olunması gerekir. Ele bulaştığında parmaklar kolayca birbirine yapışabilir ve ayrılması çok zor ve acı vericidir. Bu durumda yapılması gereken parmakları dayanılabilecek kadar sıcak bir suyun altına tutup yapıştırıcının bir ölçüde yumuşamasını sağlamaktır. Cyanoacyrlic yapıştırıcı kullanılırken tek kullanımlık ameliyat eldivenleri giyilmesi iyi olur,yine de eller kesinlikle yüze ve gözlere yaklaştırılmamalıdır. Mobilyacılıkta kullanılan beyaz tutkaldan da modelcilikte yararlanılır. Bu tutkal plastiğe zarar vermez,kuruduğunda iz bırakmaz ve kullanımı kolaydır. Sağlam bir birleşme sağlamadığı için büyük parçaların yapıştırılmasında kullanılmaz; iz bırakmama özelliği nedeniyle şeffaf parçaların yapıştırılmasında tercih edilir. Parçalar yapıştırılırken azami özen gösterilmesine rağmen,modelin üretimine bağlı veya temizlenme sırasında oluşması kaçınılmaz olan maket boşlukları mutlaka doldurulmalıdır. Bu boşluklar en çok iki gövde parçası ile gövde-kanat birleşim yerlerinde görülür. Doldurulmadıkları taktirde modelin gerçeğine uygun olması düşünülemez. Değişik bir çok markada dolgu malzemesi olmakla beraber,bunların hepsi yaklaşık olarak aynı işi yaparlar. Temelde 2 farklı dolgu maddesi vardır. Birincisi ; tek bir maddeden oluşan ve direkt olarak kullanılabilen putty denen dolgu maddesidir. Daha çok küçük yüzeylerin doldurulmasında kullanılır. Doldurulacak kısma putty sürülür,gece boyunca kurumaya bırakılır ve ertesi gün yüzey zımparalanarak düzeltilir. Putty, çatlama ve kırılma gibi olaylarla karşılaşmamak için birkaç kat halinde uygulanmalıdır. Büyük boşluklarda veya modele yeni bir şekil vermek için ikinci madde epoxy putty tercih edilir. Bu iki farklı maddenin karıştırılmasıyla elde edilen daha sert bir maddedir. Teknik olarak aynen putty gibi kullanılır ancak sertleşme süresi biraz daha uzun olabilir. Hangi malzeme kullanılırsa kullanılsın dolgu işlemi sırasında dikkat edilmesi gereken nokta; bu maddelerin plastiğe temas ettiklerinde bir miktar ısı oluşturduğudur. Bu nedenle büyük yüzeylerde dolgu uygulamanın plastiği az da olsa eritebileceği düşünülerek dikkatli olunmalıdır. Küçük boşlukların doldurulmasında japon yapıştırıcısından da yararlanılabilir. Yapıştırma işlemi sonrası modelde kalan
boşluklar dolgu maddesi ile doldurulur ve kurumaya bırakılır. Dolgu maddesi kuruduktan sonra modele zarar
vermeden fazla dolgu maddesi zımpara yardımıyla temizlenir.
February 25 SANAL TUNING![]() ![]() Modifiye Nedir? Motorun gücünü artırmak, fren sistemini güçlendirmek, kabin ve karoserde bir takım değişiklikler yapmak,aracın daha süratli görüntüsü ve hızıyla dikkati çeken bir otomobil haline getirilmesi için yapılan değişikliklerdir.Diğer otomobillerden ayırt edilen en büyük özellik de bu olsa gerek. Modifiyenin en çarpıcı özelliği motor gücünü artırmaktır. Daha geniş piston kullanmak ya da eksantrik milinin derecesini değiştirmek, motora güç kazandırmanın en etkin yolları. Bununla birlikte, elektronik beyin programının geliştirilmesi ve hava emmeyle egzoz sisteminin modifikasyonu. Turbo motorlarda bu işlemlerin yanında Turbo valfinin basınç limitini artırılması, intercooler'i büyütmek ve blow-off supabı monte ederek güç artırılabiliyor. Otomobillerde yapılan bu teknik değişiklikler sadece sürat yapması için değil, yol tutuşu güçlendirmeyi ve frenaj kabiliyetini artırmayı da kapsıyor. Bu değişimlerin hepsi bir zincir olarak da düşünmemiz mümkün.Bu yüzden zincirlerden biri eksik olduğu zaman mutlaka olumsuz bir faktörle karşılaşmak kaçınılmaz oluyor.Örneğin;Gücü artırılan otomobili yolda tutmak için birtakım teknik değişiklikler yapmak ve güvenli durabilmesini sağlamak için fren sistemini güçlendirmek gerekiyor. Biri eksik olduğunda, ölümle dahi sonuçlanabilecek kazaların yaşanması her an mümkün. Bu nedenle modifiye işlemini yaptırırken doğru sıralama yapmak gerekiyor. Bu arada kullanılan parçaların titizlikle seçilmesi mutlaka belgeli ve trafikte kullanıma uygun olduğuna dikkat etmek gerekiyor.Bu işlemi yaptırırken ilk yapılması gereken profesyonel kişilerden yardım alınması olmalıdır.Teknolojinin gelişmesi ile birlikte otomobillerinde farklı zevklere göre tasarlanması sağlandı. Bu farklı tasarımların ortaya çıkmasında belki de en büyük pay sahibi motor sporlarının oldu.Kabin içindeki süslemelerden alüminyum görünümlü depo kapaklarına kadar tüm aksesuarların temelinde Motor sporları yatıyor.Dış görünümde lastik-jant, karoser kiti, farlar, far kasları, son susturucular,hava kanalları ve aynalar otomobilin otomobili diğer otomobillerden farklı kılan özellikler. Bu aksesuarlardan bir bölümü, otomobilin sadece görünümüne değil , yol tutuşuna da katkı sağlıyor. Kabindeyse Renkli göstergeler,vites topuzu, direksiyon simidi,konsol kaplamaları koltuklar yapılan değişiklikler arasında yer alıyor. Dikkat edilmesi gereken diğer bir hususta modifiyeli araçları kullanırken kendi hız zevkiniz için başkalarının canını tehlikeye sokacak şekilde caddelerde yarış yapmak yerine çeşitli kuruluşların düzenlediği yarışlarda adrenalinizi yükseltmenizi tavsiye ederiz.Unutmayın ki cadde ve sokaklarda yapılan hız özgürlük değildir. Çekiş Kontrol Sistemi Nedir? Halk arasinda "anti-patinaj sistemi" olarak da isimlendirilen çekis kontrol sistemi, elektronik bir aktif güvenlik ünitesidir. Otomobilin çekise sahip tekerleklerinden herhangi birisi gereginden fazla dönüp patinaja düstügünde devreye giren sistem gazi kademeli olarak kesip motor gücünü gerekli oranda düsürerek patinaji önler. Böylece tekerleklerin yola tutunmasi saglanarak aracin güvenli bir sekilde yol almasi saglanir. Hangi araçlara uygulanabilir? ABS fren sistemli ve enjektörlü her türlü araca uygulanabilir. Çekis Kontrol Sistemi'nin avantajlari nelerdir? Çekis Kontrol Sistemi bulunmayan araçlarda kaygan zeminlerde (islak, buzlu, toprak, vb.) ve dönüslerde gereginden fazla gaza basilmasi durumunda çekis yapan tekerlekler hizla bosa döner ve aracin savrulmasina sebep olabilir. Oysa Çekis Kontrol Sistemi bulunan araçlarda her türlü yol sartlarinda emniyetli yol tutus saglanir. - Sürüs güvenliginizi arttirir - Virajlarda yoldan çikmanizi engeller - Kayfan zeminlerde güvenli yol almanizi saglar - Her türlü yol sartinda daha performansli kalkis yapmaniza yardim eder - Lastik ömrünü uzatir - Aks, debriyaj balatasi, sanziman vb. aktarma organlarinin ömrünü uzatir - Kullanim tarzina göre ayarlanabilir - Istenildiginde devreden çikartilabilir - Aracin orjinal tesisatini bozmaz - -40 C, +80 C ortam sicaklakliklari arasinda çalışabilir. SPOİLER Genel Kural 1 Bir cismi yere ne kadar bastırırsanız o kadar zor kaydırırsınız.İşte bu kuraldan yola çıkarak diyebiliriz ki bir arabanın arkası yere ne kadar çok basılırsa, o kadar zor kayar. Arka kanat takılması olayı, özellikle yüksek hızlarda yol tutuşunu arttırmak için yapılan bir uygulamadır. Arabanın yardığı hava, arkaya taktığınız, biraz öne doğru yatırılmış kanata çarparak bir kuvvet uygular ve arabanın arkası yere doğru bastırılır. Bu arka kanatların açısı çok önemlidir. Ne düz olmalıdır, ne de fazla eğik. Piyasadaki arka kanatlardan Renault 21'lerde görebileceğiniz çite gibi dümdüz olanları görüntüden başka bir işe yaramazlar fazlasıyla. Ancak bir Subaru Impreza'ya baktığınızda, hem kanadın büyüklüğü hem de biraz öne doğru eğilmiş yapısı, arabanın arkası üzerinde büyük bir kuvvet uygular ve arka tekerleklerin tutuşunu büyük oranda arttırır. Bu da sizin kullanımınıza ister otobanda yüksek hızlarda olsun, ister virajlarda olsun, daha doğrusal, stabil bir sürüş sağlar. Arka kanat uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktalar: Araca arka kanat takıldığı zaman yüksek hızlarda oluşacak baskıdan ve arabanın arkasının yere daha çok bastırılacağından dolayı, tekerlekler üzerine normalden daha fazla basınç gelecektir. Tekerleklerin bu basınca karşı koyabilmek için normal değerinden biraz daha fazla şişirilmesi gerekmektedir. Kesin bir şey söyleyememekle birlikte ben olsam, kanadın boyutuna ve etkisine göre arka tekerlekleri fabrika verilerinden 1 ya da 2 psi daha fazla şişirirdim. Avantajı, dezavantajı Avantajı az önce de bahsettiğimiz gibi yol tutuşunu iyileştirmesidir. Dezavantajı ise yakıt tüketimini bir miktar arttırmasıdır. Ama bu önemsenecek boyutlarda değildir. Ön Tampon-Altı Rüzgarlık Uygulaması Normalde bir araba giderken, önündeki havayı yararak ilerler. Yardığı havanın büyük bir bölümü arabanın üstünden diğer miktarı da arabanın altından ve yanlarından geçerler. Yarılan havanın, arabanın altından geçen kısmı, arabaya alttan bir miktar kuvvet uygulayarak aracı az da olsa yerden kaldırır. Bunun karşılığında da aracın üstünden geçen hava arabayı yere bastırır. Ama biz daha iyi bir yol tutuş istiyorsak, arabanın altından geçen hava miktarını azaltabiliriz. Bunun için ön tamponun altına yaklaşık 5cm yüksekliğinde ek bir parça takılabilir. Bu takılan parça arabanın yardığı havanın, aracın altına girmesine bir miktar engel olur, bu sayede de yol tutuş bir miktar iyileşir. Özellikle yüksek hızlarda arabayı kontrol etmekte zorlanıyorsanız, arabayı düz bir çizgide tutamıyorsanız, araba sanki hafifmiş ve sağlam bir şekilde gitmiyormuş gibinize geliyorsa, ön kanat uygulaması sizin sorununuza çare olabilir. Sonuç Özellikle motor modifiyesi görmüş ve motor gücü arttırılmış araçlarda, ön ve arka rüzgarlık uygulamaları son derece gereklidir. Motor gücü artmasına rağmen, halen hafif olan araç, yüksek hızlarda dengesizlik, kontrol zorluğu çekebilir. Mesela 120bg. olan bir P106GTI'ısiz 150-160 bg yaptıysanız bu araba uçma eğilimi gösterebilir.bunun için ön ve arka kanatlar son derece faydalıdır. Araçların Kanatları Spoilerlar Spoiler denince bir çok kişinin aklına Ankara trafiğinde araçların yüzde 90'ında dekoratif amaçla bulunan sonradan monte edilen plastik parçaları gelir. Peki spoiler gerçekten dekor mu? Yoksa araba üzerinde bir işlevi var mı? Araçların ağırlığı hızları yükselttikçe azalır. 30 km hızla giden araç ile 130 km hızla giden bir aracın ağırlıkları çok farklı olur. Araç hızlandıkça hafifler. Hafifledikçe de kontrolü zorlaşır. Bu noktada spoilerlar devreye girer. Araçlarda ön ve arka olmak üzere iki tür spoiler bulunabilir. Araç, önünde bulunan havayı yararak ilerler. Eğer aracın arkasında doğru dizayn edilmiş bir spoiler varsa hava spoilera çarparak aracın arkasını yere bastırır. Bu da aracın ağırlığını; dolaylı olarak da yüksek süratteki yol tutuş kabiliyetini arttırır. Eğer aracın arkasında bulunan spoiler iyi dizayn edilmemişse aracın yol tutuşunu son derece olumsuz etkiler. Aslında spoilerları uçakların kanatlarına benzetebiliriz. Kanatlar uçakları havaya kaldırır, spoiler ise aracın havalanmasını önler. Uçakların 200 km'den sonra havalandığını ve Porsche Turbo'nun 300 km son sürati olduğunu düşünürseniz bazı arabaların spoilera olan ihtiyacının ne kadar çok olduğunu daha kolay anlarsınız. Eğer aracınızda fabrika çıkışı bir spoiler mevcutsa ekstra olarak bir şey yapmanıza gerek yok. Ama sonradan aracın arkasına spoiler taktırdıysanız arka lastiklerinizin havalarına dikkat etmeniz gerekir. Spoiler takıldıktan sonra yüksek hızlarda arabanın arkası yere basılacağından arka lastiklere normalden daha fazla baskı gelecektir. Arka lastikleri fabrika değerinden biraz daha fazla şişirerek bunun önüne geçebilirsiniz. Araç havayı yarıp ilerlerken bir miktar hava da aracın altından geçer. Bu hava akımı aracı yukarı doğru kaldırır; yani hafifletir. Otomobil üreticileri bunu düşünerek ön spoilerları üretmiştir. Ön spoilerlar aracın altından geçen havayı büyük ölçüde keser ve aracın yol tutuşuna katkıda bulunurlar. Spoilerlar doğru uygulandıkları taktirde araçların yol tutuşlarını güçlendirirler. Fakat yanlış uygulamalar aracın yol tutuşunun bozulmasına, daha fazla benzin tüketimine neden olabilir. Genellikle otomobillerini modifiye edip güçlerini yükselten kişiler yol tutuşlarını iyileştirmek için spoiler kullanırlar. Egzozlar Hakkında Olayın Mantığı Egzoz sistemi modifiyesinin mantığı motorun egzoz subaplarundan çıkan atık gazların dışarıya daha kolay atılmasını ve pistonların artık egzoz gazlarını o küçük borulardan ve susturuculardan dışarıya postalamak için uyguladıkları direncin azaltılmasını sağlamaktır. Standart egzoz susturucuları, adından da belli olacağı üzere motorun, egzoza yansıyan seslerini susturmak için yapılmışlardır. Ama bu susturma işlemi sırasında da egzoz gazlarının çıkışýnı zorlaştırırlar ve bu da arabanın performansının olabileceğinden daha düşük olmasına sebep olur. İşte bu olayda, modifiyeciler için performans tipi egzoz susturucularu üretilmiştir. Bu susturucular egzoz sesini fazla kesmezler, gaza bastuğınızda baya bir bağırurlar, ama aynu şekilde motordan çukan gazun da dışarıya kolay bir şekilde atılmasını sağlarlar. Aslında çıkardığı ses de çok sportif bir sestir. Malum yarış motorsikletlerinin çıkardığı seslere benzer sesleri. Olayın uygulaması Bir egzoz sistemi üzerinde 2 tane susturucu ve enjeksiyonlu arabalarda bir de katalitik konvertör bulunur. (Egzoz gazını temizleyen bir alet). Bu 2 susturucu, orta susturucu ve arka susturucu olarak adlandırılırlar. Bir egzoz modifiyesinde, öncelikle arka susturucu değiştirilmelidir. Arka susturucuyu değiştirmek, orta susturucuya nazaran daha yüksek performans artışı sağlarlar. Aslında en iyi performans için komple bir egzoz sistemi uygulaması yapmak gerekir. Bu uygulama, orta ve arka susturucuların, performans tipi susturucularla değiştirilmesi, egzoz borularının daha geniş borularla değiştirilmesi ve katalitik konvertörün iptali ya da performans tipi katalitik konvertörlerle değiştirilmesinden oluşmaktadır. Olayın en sonunda ise Headers denilen, egzoz manifoldu sisteminin değiştirilmesi vardır. Fakat bu olayın maliyeti diğerlerine göre daha yüksek olduğu için genelde en son olarak uygulanır. Avantajları, dezavantajları Ses olayına girmek uygun olmaz. Bu kimisinin rahatsız olacağı, kimisinin ise hoşlanacağı bir durumdur. Fakat ses olayıda susturucu markalarına göre değişebilmektedir. Supersprint susturucularının onaylı olduğu ve az ses çıkardığı bilinmekle beraber, Remus susturucularının da daha fazla performans verdiği fakat yüksek sesinden dolayı başınıza polisleri topladığı bilinmektedir. Modifiye edilmiş egzoz sisteminin motor performansını etkileme konusuna gelirsek. Performans, farklı devirlerde farklı değişiklikler gösterir. Motor gücünde, yüksek devirlerde (4000 ve üstü) %10'lara kadar varan farkedilir bir artış yaşanmasına rağmen, düşük devirlerde de (3000 ve altı) bir miktar güç düşüşü görülmektedir. Yani bu modifiye sistemini ancak aracınızı devirli olarak kullanıyorsanız uygulamanız mantıklıolur. Aksi takdirde, şehir içi veya sakin kullanımlarda beklediğiniz etkiyi bu sistemden göremezsiniz... Düşük devirli kullanımlar için en uygun modifiye Chip Tuning'dir. Maliyet Katalitik konvertör iptali, konvertörün yerine ve şekline göre 20-50 milyon arasıbir maliyete söktürülebilmektedir. Performans tipi Supersprint veya Remus marka arka susturucu fiyatları 400-600 euro civarlarýndadýr, orta susturucular ise bunlardan biraz daha pahalıdır. Headers egzoz manifoldu sisteminin maliyeti ise 1000 eurolara kadar varabilmektedir. ![]()
FOTOĞRAF SANATIFotoğraf Makinesi İçindekiler 1. Makinelerin Başlıca Öğeleri
1. İğne Deliği KameraCamera Obscura, yani iğne deliği kamera yalnızca karanlık bir kutudan ibarettir. Bu kutunun bir tarafında iğne ucu büyüklüğünde bir delik vardır. Konudan gelen ışık ışınları bu delikten geçerek karşı taraftaki ekran üzerine düşer ve o konunun ters bir görüntüsünü oluşturur. Tüm fotoğraf makinelerinin temel prensibi bu kameradır. Ancak bir takım sorunları vardır. Örneğin deliğin çok küçük olması nedeni ile oldukça karanlık bir görüntü elde edilebilir. Görüntünün daha aydınlık olabilmesi için delik çapının büyütülmesi gerekmektedir. Bu da görüntünün bulanıklaşmasına sebep olur. Bu kamerayı geliştirmek için yapılacak şey, ona kullanım kolaylığı sağlayabilmesi için bir takım ilaveler yapmaktır. Bunlar, daha net ve aydınlık bir görüntü için bir mercek ve bu mercekten geçen ışınların şiddetini denetleyebilmek için bir diyafram (iris), ışığın istediğimiz zaman geçebilmesi için açılır kapanır bir kapak yada örtücü (obtüratör), bu örtücü sistemin hareketini başlatabilmek için bir deklanşör, örtücünün istediğimiz süre kadar ışığın geçmesini sağlayabilecek hızı ayarlayabilen bir başka kontrol düzeneği (enstantane ayarları), nereyi fotoğrafladığımızı görebilmemiz için bir bakaç (vizör), film koyma haznesi, filmi sarma kolu, biten filmi geriye sarma kolu, bulunduğumuz ortama göre ışığın şiddetini ölçebilecek bir ışık ölçer (pozometre) gibi bir takım düzenekler olabilir .
2. Makinelerin Başlıca Öğeleri2.1. Netleme Sistemi :A. Helikoid Sistem: Netlemeyi gerçekleştiren vidalı iki tüpten ibaret bir aparattır. Bir şişe kapağının açılıp kapanırken yukarı-aşağı hareketi gibi merceklerin film düzleminden uzaklaşıp yakınlaşması ile netleme yapılır. Netleme ayarı, manuel (M) yapılabildiği gibi son zamanlarda geliştirilmiş modellerde otomatik olarak da (autofocus-AF) netleme yapılabilir. B. Körüklü Sistemler: Büyük ve orta boy kameralarda bulunur. Objektif ile film düzlemi arasında bir körük vardır ve objektif yada film düzlemi ileri geri hareket ettirilerek netleme yapılır. Görüntünün kadraj ve netlik kontrolü bir buzlu cam üzerinden izlenebilir. 2.2. Diyafram :Işığın yoğunluğunu kontrol edilebilmesini sağlayan, büyütülebilen yada küçültülebilen bir delikten ibarettir. İki fonksiyonu vardır. 1. Işığın yoğunluğunu kontrol eder Diyaframın ve obtüratörün birlikte kullanılması ile ışığın yoğunluğu, süresi, hareket ve alan derinliği kontrol edilir. 2.3. Obtüratör :Işığın film üzerine düşme süresini belirleyen mekanik bir sistemdir. Bu süreler çoğunlukla saniyelerin birimleri kadardır. Örneğin 1/1, 1/2, 1/4, 1/8, 1/15, 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000 gibi. Objektifler arası ve perdeli olmak üzere iki tip obtüratör sistemi vardır. Obtüratörün iki fonksiyonu vardır. 1. Işık miktarını saptamak
2.4. Film Sarma Kolu :Pozlanmış karenin üzerine ikinci bir pozlama daha yapmamak için pozlanan kareyi obtüratörün önünden uzaklaştırıp yerine pozlanmamış bir başka karenin getirilmesi gerekir. Çoğunlukla makineler bir kare üzerine pozlama yapıldıktan sonra aynı kare üzerine ikinci bir pozlama yapmayı mümkün kılmayacak bir düzeneğe sahiptir. Bu tür makinelerde aynı zamanda pozlanmamış kareyi de ileriye sarmak olası değildir. Yani kısaca çekmeden sarmak, sarmadan da çekmek mümkün değildir. Ancak bazı modellerde üst üste çekim yapılması olanaklıdır. 2.5. Numaratör :Çoğunlukla kaç poz çekim yapıldığını yada kaç poz daha çekim yapılabileceğini gösteren ve bazı modellerde film hazne kapağı kapandıktan sonra devreye giren bir düzenektir. Ancak birtakım modellerde ise film hazne kapağı kapandıktan sonra kullanıcının numaratörü ayarlaması gerekmektedir. 2.6 Geriye sarma kolu :Film bittikten sonra filmi tekrar kasetine geriye sarmak için ve ancak mekanik aksamı boş vitese alır gibi bir butona basılarak filmi ileriye sarma mekanizmasından kurtarıp kullanılabilen bir sistemdir. Bu buton çoğunlukla "R" harfi ile işaretlidir. Geriye sarma kolunda ise genellikle sarma yönü ok işareti ile belirlenmiştir. 2.7. Vizör :Objektifin görüş açısı ve yönünü göz ile takip etmeye yarayan optik bir düzenektir. 2.8. Objektif :Görüntünün duyarkat (film) üzerinde yeterli aydınlık ve netlikte oluşmasını sağlayan mercek ya da mercekler topluluğudur. Bir objektif üzerinde çoğunlukla diyafram ayar halkası, netleme halkası gibi kontrol düzenekleri bulunur . Bir objektifin üzerinde, özelliklerini belirten; odak uzaklığı, en açık ve en kapalı diyafram açıklığı, netleme mesafesi gibi bilgiler bulunmaktadır. Objektifleri incelerken ilgili kavramlar üzerinde açıklama yapmak yararlı olacaktır. Odak uzunluğu : Optik merkez ile film düzlemi arasındaki mesafedir. Milimetre cinsinden ifade edilir. Objektifler odak uzunluklarına göre sınıflandırılırlar: Normal, kısa, uzun. Bunlara ilave olarak değişken odak uzunluğuna sahip objektiflere zoom objektif denmektedir. Bir objektifin odak uzunluğunu belirlerken, objektifin takılı olduğu fotoğraf makinesinin kullandığı film formatının belirleyici olduğunu bilmemiz gerekir. Örneğin günümüzde en yaygın kullanılan fotoğraf makineleri 35mm.lik, yani boyu 24mm eni 35mm olan film kullanılan makinelerdir. Bu filmlerin çapraz uzunlukları 43mm dır. Normal odaklı objektif: Odak uzunluğu, takılı olduğu makinenin kullandığı filmin çapraz uzunluğuna eşit olan objektiftir. Eğer 35 mm formatında film kullanan 35mm.lik bir fotoğraf makinemiz varsa, normal odak uzunluluğumuz 43mm.dır. 35 mm formatında normal odak uzunluğu 43 - 50 mm.dir . Kısa odaklı objektif: Odak uzunluğu, takılı olduğu makinenin kullandığı filmin çapraz uzunluğundan kısa olan objektiftir. Yani 35 mm formatındaki bir makinenin kısa odaklı objektifleri 35mm, 28mm, 24mm vb.dir. (çapraz uzunluk 43mm) Uzun odaklı objektif: Odak uzunluğu, takılı olduğu makinenin kullandığı filmin çapraz uzunluğundan uzun olan objektiftir. Yani 35mm formatındaki bir makinenin uzun odaklı objektifleri 85 mm, 105 mm, 200 mm vb.dir (çapraz uzunluk 43mm) Görüş açısı: Odak uzunluğunun kısa ya da uzun olması görüş açısını belirler. Kısa odak uzunluğuna sahip objektifler geniş görüş açısına sahiptirler ve geniş açı Objektif olarak tanımlanırlar.
(Lens odak uzaklığı ve görüş açısı: Fotoğraf makinesi sabit tutulmuştur) (Lens odak uzaklığının arka plana etkisi: Objenin büyüklüğü sabit kalacak şekilde uzaklaşılmıştır) Diyafram değeri, çapı ve merceğin odak uzaklığı ile formüle edilebilir. Diyafram değeri = Merceğin odak uzaklığı / Diyaframın çapı Normal açı insan gözünün görebildiği açıya eşdeğerdir ve bu açı 450 -500 dir. Dolayısıyla normal odaklı objektifler insan gözünün gördüğü açıyı film düzlemi üzerine yansıtır. Kısa odaklı yani geniş açılı objektifler insan gözünden daha geniş açıları (örneğin 750, 1040 vb.) Film düzlemi üzerine yansıtabilirler. Uzun odaklı yani dar açılı objektifler insan gözünden daha dar açıları (örneğin 180, 50 vb.) Film düzlemi üzerine yansıtabilirler. Zoom objektifler değişken odak uzunluklarına aynı gövde üzerinde ayarlanabilen objektiflerdir. Örneğin 28mm - 85mm gibi. Kullanım amaçlarına göre özel objektifler de vardır. Örneğin en yaygın özel tip objektifler olarak makro ve shift objektifleri sayabiliriz.
Büyütme katsayısı: Objektiflerin, odak uzunluklarına bağlı olarak film düzlemi üzerine düşürdükleri görüntünün alansal değeridir. Aşağıdaki tabloyu inceleyebiliriz.
Tabloya göre konuya olan uzaklığımız sabit kalmak kaydıyla, 50 mm.lik bir objektifle film düzlemi üzerinde sabit bir objeyi 1cm2 büyüklükle fotoğraflayabiliyoruz. Aynı objeyi aynı mesafeden 200 mm.lik bir objektifle çektiğimizde ise, görüntü büyüklüğü 4 cm2 oluyor. Eğer görüntü büyüklüğünü hep sabit, örneğin 1cm2 olarak tutarken, objektif odak uzunluğunu değiştirmek için ne yapmamız gerekir?
50mm.lik objektifle 1 metreden çekim yaparken, 200 mm.lik bir objektifle 4 metreden çekim yapmamız gerekir. 3. Makine Tipleri3.1 Kompaktlar :Ülkemizde çok yaygın olan bu tip fotoğraf makinelerinin popüler olmalarının başlıca üç nedeni vardır. Birinci neden, küçük, hafif ve kolayca taşınır olmalarıdır. Tatil, hatıra ve aile fotoğrafları için ideal sayılırlar. Yanımızda taşıyabileceğimiz bu tür fotoğraf makineleri sayesinde ilginç olayları anında görüntüleyebiliriz. İkinci neden, kullanılmalarının son derece basit olmasıdır. Genel olarak kompakt makineler için teknik ayarlamalar gerekmiyor. Modellerinin büyük çoğunluğunda flaş bulunduğundan, iç mekanlarda da kullanılmaları mümkündür. Sonuç olarak, hem netlik ayarlı, hem de doğru ışık ölçümü ile fotoğraf çekilebilmesi için yapılacak tek şey vizörden bakarak deklanşöre basmaktır. Üçüncü neden ise, bu tür cihazların diğerlerine göre oldukça ucuz olmasıdır. 3.2. Tek Objektifli refleks Makineler (SLR -Single Lens Reflex) :Bu tip makinelerde değiştirilebilen objektifler kullanılabilmektedir. Bu sayede geniş mekanların görüntülenebilmesi, çok uzak mesafelerin yada makro çekimlerin yapılabilmesi mümkün olabilmektedir. Doğrudan müdahale ederek, yardımcı yapay ışık veya flaşlardan yararlanarak varılabilecek sonuçlar sınırsızdır. Objektiflere takılabilecek ek optiklerle, filtrelerle, fotoğrafçı sayısız arayış ve deney olanakları bulur.
Refleks makinelerin tartışılmaz avantajlarının başında vizörde görülen konunun filme aynen yansıması gelir (TTL). Böylece hem kadrajlamada hem de net ayarında büyük bir avantaj sağlanmış olur. (TTL : Through The Lens View) SLR Makinelerinin Çalışması : Deklanşöre basılmadan önce diyafram en açık konumdadır. Aynadan yansıyan ve buzlu cam üzerine düşen görüntü bir prizma aracılığı ile vizörden izlenebilir. Çekim yapmadan önce diyaframın en açık konumda bulunması, aydınlık bir görüş ile daha rahat kadraj ve netleme yapmamızı sağlar. Deklanşöre basıldığı anda diyafram, verilmiş olan değere kadar otomatik olarak kısılır, ayna kalkar, perde obtüratör açılır ve görüntü film düzlemine düşer, film pozlanır. Obtüratör tekrar kapanır, ayna iner ve diyafram tekrar en açık konumuna geri döner. Çoğunlukla 35 mm formatlı film kullanılır. Orta formatlı (6x7) olanları da vardır. Bu tip makinelerde değiştirilebilen objektifler kullanılabilmektedir. Bu
sayede geniş mekanların görüntülenebilmesi, çok uzak mesafelerin ya da makro
çekimlerin yapılabilmesi mümkün olabilmektedir. Doğrudan müdahale ederek,
yardımcı yapay ışık veya flaşlardan yararlanarak varılabilecek sonuçlar
sınırsızdır. Objektiflere takılabilecek ek optiklerle, filtrelerle, fotoğrafçı
sayısız arayış ve deney olanakları bulur. DSLR (Digital Single Lens Reflex) : Dijital fotograf makinalarını filmli makinalardan ayıran, dijital makinaların film yerine ışığı algılayan elektronik ışık sensörleri kullanmalarıdır. Bu ışık sensörleri ışık enerjisini elektrik enerjisine dönüştürerek görüntülerin elektronik devrelerce algılanabilmelerini ve sayısallaştırılarak kaydedilmelerini sağlarlar. Işığı elektrik yüküne çeviren aygıtlara foto sensör adı verilir. Foto sensörler ışığa duyarlı küçük elektronik algılayıcılardır, dijital fotograf makinalarında oluşturulacak dijital görüntüdeki her piksel için bir ışık sensörü kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle dijital fotograf makinalarının içinde fotografı oluşturacak milyonlarca ışık sensörü bulunmaktadır. Objektiften geçen ışık bu sensörlerin üzerine düşürülerek görüntünün sayısallaştırılması sağlanır. Dijital fotograf makinalarında CCD ve CMOS olmak üzere iki farklı çeşit ışık sensörü sistemi kullanılmaktadır. Eskiden sıkça kullanılan CCD yerine günümüzde çeşitli avantajları nedeniyle CMOS kullanımı da artmaktadır. CCD yada CMOS sensörleri tarafından algılanan veri analogtur. Bunlar ışık sensörleri tarafından oluşturulan elektrik yük ölçümleri serisidir. Bilgisayarların yada yazıcıların okuyabileceği biçimde saklamak için veriler ikili biçime dönüştürülmelidir. Elde edilen dijital görüntüler fotograf makinasında hafıza kartları üzerine kayıt edilirler.
(DSLR makine) 3.3. Vizörlüler (Telemetreliler) :Bu tip makinelerde ayna ve prizma olmadığından, konu objektifle ilgisi olmayan vizörden seçilmektedir. Paralaks hataları vardır. Bazı modellerinde vizör mercekleri ile objektif arasında bulunan bir bağlantı ile telemetreli mesafe kontrolü yapılabilir. Küçük ve orta formatlı olanları bulunur. Normal vizörler, makinenin sol üst köşesinde yer alır ve önden bakıldığında arkası görülebilen bir mekanizmadır. Bu tip vizörlerin çok ciddi bir sorunu vardır. O da, fotoğrafı çekilen objenin görüş açısı ile, o fotoğrafın filme düşüş açısının farklılığıdır. Buna parallax hatası adı verilir. Parallax hatası, çok ciddi bir sorun olur bazen ve hiç istenmeyen sonuçlar yaratabilir. Aşağıda, parallax hatasının nasıl oluştuğuna ilişkin bir imaj görüyorsunuz.
Görüldüğü gibi vizörden baktığımızda objenin belden yukarısı çerçeve içindeymiş gibi görülürken, aslında fotoğrafın çekileceği açıdan bakıldığında, obje çerçeve dışında kalır ve bu, çok kötü bir sonuçla karşılaşmamızı sağlar. Genelde kompakt (basçek) makinelerde bulunur. 3.4. Çift Objektifli Refleks Makineler (TLR) :Paralaks hatası bu makinede de vardır. Üstteki objektif bir ayna yardımı ile görüntüyü yukarıda, buzlu cam üzerinde oluşturarak netleme ve kadraj yapılmasını, alttaki objektif ise üsttekine bağımlı olarak aynı netleme ve kadrajın film düzlemi üzerine düşmesini sağlar. Orta formatlıdırlar. (TLR Fotoğraf Makinesi şeması) 3.5. Büyük Formatlı Makineler :Bir objektif düzlemi ve film düzlemi vardır. Merkezi obtüratörlüdür. Her iki düzlem de bir aks üzerinde ileri geri hareket eder. Kadraj ve netleme film düzlemindeki buzlucam üzerinde yapılır. Kontrol bittikten sonra film şasesi buzlu camın yerini alacak biçimde film düzlemine yerleştirilir. Özellikle mimari çekimler için idealdir. Fakat taşınması zor ve hantal makinelerdir. (Büyük formatlı makine) HAZIRLAYAN Hakan Küçükefe
February 23 MİTOLOJİ-ARKEOLOJİ-FELSEFE Evet Millet bu bölüm çok detaylı
olduğu için açıklama yapmak istedim sırasıyla Yunan Mitolojisi.Roma
Mitolojisi.Mısır Mitolojisi ve sonra Arkeoloji ve Felsefe Konularını 15 günde
bir yenilenmek şartıyla ele alıcaz en küçük detaylara kadar ineceğim
haberiniz ola meraklılarına sevgiler... amazonların mevkili kadını hippolita sağ memesini keserken, atabileyim daha iyi ok diye, gözünden akıtmadığı bir damla yaşı yüzyıllar sonra, dante'nin cehennemine dönen dünyanın onlarca yerine saçtı. gözyaşı kana, kan egoya bulandı. kırmızıyı siyaha.. ZEUS
MİTOLOJi NEDiR?
Mitoloji kelimesi, yunanca mythos
( masal - hikaye ) ve logos ( söz ) kelimesinden yapılmıştır.
Mitoloji; çok ski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları
tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayat ve bahseden
hikayelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mitoloji maceraları vardır. Ve
temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitolojiler toplumdan topluma
farklılık gösterdiği gibi ortak yanlarda çok bulunmaktadır. Mitolojide geçen
öykülerin hepsi hayal ürünü değildir. Birçok mitolojide geçen tufan olayı,
yapılan kazı ve araştırmalar sonuçu gerçek olduğu ispatlanmıştır.
Mitolojilerin en güzeli olarak olarak kabul edilen klasik mitoloji (
Greek mitoloji ) deki öykülerin tamamına yakın bir bölümü ya Anadolu da
geçmektedir, yada anadolu ile ilintilidir.
Mitoloji Tanımı İçin Söylenenler:
Carl Gustave Jung’a göre, “Kendi içsel görümüze göre ne olduğumuz ancak mitos
aracılığıyla ifade edilebilir. Mitos bilimden daha bireyseldir ve yaşamı ondan
daha kesin biçimde ifade eder
Murry Hope’ye göre, Gerçekte tüm mitler gerçeğin bir parçasını
içerirler. Kimi yetkelerin salt mitolojisi saydığı Oera Linda Kitabı, Tufan
öncesi ve sonrasındaki kadim Frisya halklarının tarihini aktarmaktadır.
(Atlantis Efsane mi Yoksa Gerçek mi? sf. 38,39)
Brockhaus adlı Alman ansiklopedisine
göre, “Tarihde adı geçmeyen,
artık unutulmuş büyük kahramanlara ait efsaneler, mitolojinin kadrosuna
girer" (Prof. Dr. B. Ögel. Türk Mitolojisi Cilt 1. sf. 5 ).
E. A. Gardner’e göre, Mitoloji, ”Tabiat varlıkları ile olaylarına, kişilik
verme sureti ile anlatma şeklidir (Prof. Dr. B. Ögel. Türk Mitolojisi
Cilt 1. sf. 5 ).
Prof. Dr. B. Ögel’e göre, “Efsanelerin kendilerine Mythus veya Mythe denir.
Mitoloji ise bu efsaneleri inceleyen bir ilim koludur. Mitoloji araştırmaları,
din tarihi incelemeleri ile de yakından ilgilidir. Fakat mitoloji, yalnızca bir
din tarihi de değildir.
Mitoloji, insanlığın ruh aleminin sembollerle
ifade edilmiş bir aynasıdır. (Prof. Dr. B. Ögel. Türk Mitolojisi Cilt 1.
sf. 5,6 ve19)
Ayça Akgüner’e göre Mitoloji, “Efsane Bilimi”dir. Yani ilkel insanların ve insanüstü
varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Eski
çağlarda yaşamış olan insanların doğa olaylarına, sosyal ilişkilerine, dini
inançlarına bakış açılarının yorumlanmasıdır. Her ulusun, her ülkenin tarihi;
çeşitli efsaneleri, destanları, kahramanlık öykülerini, inanç sistemini
tanrılarını, insanlarını, masallarını, söylencelerini barındırır.”
Yukarıdaki alıntılarda mitolojinin ne olduğu
çok iyi bir şekilde ifade edilmiştir. Çünkü mitoloji, doğa üzerine işlenmiş
olan prototipler’in (İlk Örnekler) harici kısmının hayâllerde canlandırılarak
(veya onları canlı görerek) anlatılma şeklidir. Bir başka deyişle, kadim
inisiyecilerin trans halindeyken doğa üzerinde gördükleri resim ve şekilleri,
doğa üstü olaylarla süsleyerek anlattıkları hikayelere mitoloji adı
verilmiştir.
YUNAN MİTOLOJİSİ Her şeyden önce Khaos (kaos) vardı. Bu bir boşluk değildi, içinde bütün eşyaların, tanrı ve insanların kaynağını bulundururdu. İlk önce Khaos'tan Toprak Ana - Gaia ve gökyüzü - Uranos oluştu. Gaia ve Uranos'un birleşmesinden Brontes, Steropes ve Arges ('gökgürültüsü', 'parıltı' ve 'şimşek') isimli üç Kyklop doğdu. Kykloplar alınlarının ortasında taşıdıkları tek gözleri ile yer altı alevini gökyüzü ateşine dönüştürüyorlardı. İkinci olarak Gaia ve Uranos elli başlı yüz kollu Kottos, Briareus ve Gyes ('öfke', 'güç', 'dehşet') adlı Hekatonkheirleri yarattılar. Ve nihayet Titanlar oluşturuldu. Toprak ananın gökyüzü ile birleşmesinden altısı erkek, altısı dişi olmak üzere on iki Titan doğdu. Titanların erkek olanları Okeanos, Koios, Hyperion, Iapetos ve Kronos; aynı zamanda Titanides denilen dişi Titanlar ise Theia, Rheia, Themis, Phoibe, Mnemosyne ve Tethys adlarını taşıyorlardı. Okeanos ve Tethys bütün nehirleri yarattılar. Hyperion ile Theia'dan Güneş - Helios, Ay - Selene, Şafak - Eos doğdular. İapetos ve Asie'den gök kubbesini sırtında taşıyan Atlas, Menoetios, Epimetheus, Prometheus doğdular. Diğer 2 çift Titan da kendi çocuklarını doğurdular. Ama gelecek altıncı çiftin evlatlarınındı - Kronos ve Rheia'nın. İlk doğan çocukları Kyklop ve Hekatonkheirlerden hem iğrenen hem de kendi iktidarını almalarından korkan Uranos, çocukları doğdukça onları yerin derinliklerine - Tartaros'a (cehenneme) atıyordu. Bu duruma üzülen Gaia eşinden nefret etmeye başladı, Titanları Gökyüzüne karşı kışkırttı. Titanlar babalarına karşı geldiler ve onu hakimiyetinden mahrum bıraktılar. Titanların en kurnazı olan Kronos tahta oturmasına rağmen, kardeşlerinin güçlerinden korkarak onları Tartaros'tan kurtarmadı. Yunanlar Kronos'un yönetim dönemine 'altın dönem' adını vermekteler. Maalesef yönetimi eline geçiren bu yeni hakimin kaderinde de oğlu tarafından devrilmek vardı. Bunun önlemini alabilmek için Kronos korkunç bir karar aldı - yeni doğan oğullarını ve kızlarını yutmaya başladı. İlk olarak Kronos kızı Hestia'yı, sonra kızları Demeter ve Hera'yı , ardından da Hades, Poseidon adlı oğullarını yuttu. Kronos zamanı temsil eder. Kron kelimesi zaman anlamındadır. 'Zaman kendi evlatlarını yutar.' deyimi de bugün Kronos olayını anımsatmaktadır. Rheia yalnız Zeus'u onun elinden kurtarabildi. Bir kocaman taşı kundak bezlerine sarıp Kronos'a verdi. Kronos taşı Zeus zannedip yuttu. Zeus ise Girit adasında bir mağarada saklandı, sihirli keçi Amaltheia'nın sütü ile beslendi. Olgunluk çağına gelince Zeus saklandığı mağaradan çıktı. Kronos'a savaş açtı. Bu savaş on yıl sürdü, hiç birisi yenemeyince, Zeus Rheia'nın tavsiyeleri ile Tartaros'taki Kyklop ve Hekatonkheirleri serbest bıraktı. Kykloplar Zeus'a meşhur şimşekleri verdiler. Yüzelli Hekatonkheirler Titanların üzerine taşları ve kayaları fırlattılar. Yerler parçalandı, dağlar eridi ve Titanlar yenildiler. Zeus Kronos'u yuttuğu tanrıları ve taşı çıkarmaya zorladı. Titan'lar yenilerek Tartoros'a atıldılar. Yüz kollu Hekatonkheirler ise Titanların bekçiliğini yapmaya başladılar. Tanrılar (Zeus ve kardeşleri) dünyayı yönetmeye başladılar. Üç erkek kardeş Zeus, Hades ve Poseidon evreni kendi aralarında paylaştılar. Ortanca kardeş Poseidon denizlerin, deniz canlılarının ve tüm akarsuların hakimiyetini aldı. Deniz tanrılarından olan Nereus kızlarından güzel Amphitrite ile evlendi. Bu evlilikten bir çok deniz perisi, yarı at yarı insan Triton doğdu. Triton deniz kabuğunu öttürerek tufanı yatıştırır ve suları geldikleri yere döndürürmüş. Poseidon'un elinde taşıdığı üç çatallı yabayı fırlattığı zaman, denizde fırtınalar ve korkunç dalgalar yaratabilir. Nereus'un kızları olan nereidler her zaman Poseidon'un çevresini sararlar. Nereidler belden aşağı balık, belden yukarı insan şeklindeler. Küçük kardeş Hades'in payına yeraltı düşmüştür. İnsanların ve tanrıların hiç sevmedikleri sert, korkunç tanrı Hades, karısı Persephone (Zeus'un kızı) ile birlikte, gölgeler halinde dolaşan ölülere hükmeden yer altı ülkesindeki saraylarında yaşarlar. Hades' in bekçiliğini üç başlı cehennem köpeği Kerberos yapar, yeraltına gelenleri kuyruğunu sallayarak, okşayarak içeri alır, ama çıkmak isteyenler için de üç ağzını birden açarak, sipsivri ve kara dişlerini göstererek tehdit edip, yukarı çıkmasını önler. Ölüler dünyası yani yer altı, günah işleyenlerin bulunduğu bir yerdir. Burada günahkarların en günahkarları bulunur ve bunlar sonsuz bir azaba çarptırılırlar. Tanrılar içinde adına ne bir tapınak, ne bir sunak yada herhangi bir ilahi bestelenmeyen bir tek Hades vardır, bu da kendisinden korkulmasından kaynaklanmaktadır. Büyük kardeş ve 'tanrıların kralı' olarak kabul edilen Zeus paylaşımda gökyüzü ve dünyayı aldı. O aile ve evliliğin hamisi kabul edilen tanrıça Hera ile evlenir. Bu evlilikten İlithya ve Hebe adında kızları, sanayi tanrısı Hephaistos ve savaş tanrısı Ares oğulları olmuştur. Tanrılar daima yaz mevsiminin hüküm sürdüğü Olimpos dağında yaşarlar. Gençliğin ve güzelliğin sembolü olan Hebe tanrılara onların ölümsüzlüğünü sağlayan ambrosia ve nektar dağıtır. Zeus altın tahtında oturur. Tahtın yanı başında tanrıların habercisi kanatlı İris yer almaktadır. Zeus çok güçlü bir tanrı olsa da kaderi yönetmek onun elinde değildir. Kaderi üç Moir yönetmektedir: Lakhesis insanların doğumundan önce kaderini belirler. Klotho insanların kader ağlarını örer. Atropos bu ağları yönlendirir. Çevresindekiler tarafından saygı gören Zeus zaman zaman çapkınlıkları ile Hera'yı kızdırır. O güzeller güzeli Leto'ya aşık olur. Bu birliktelikten kızıl saçlı ikizler Apollon ve Artemis doğar. Hera, Zeus'un ikincil ilahelere ve ölümlü kadınlara ilgi duymasını bir türlü içine sindiremez ve onları sürekli tehdit altında tutar. Leto çocuklarını doğurabilmek için Delos adasına sığınır. Hera onlara yılan Pifon'u gönderir ve bin bir türlü işkenceye maruz bırakır. Ama Leto'nun oğlu Apollon büyüdüğünde sihirli oku ile ejderhayı öldürür ve Olimpos Tanrıları içinde güzel sanatlar ve gün ışığının tanrısı olarak saygınlığını kazanır. Olymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iğleştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Kardeşi Artemis ise av tanrıçası oldu. Başka bir zaman ise Zeus'un Hera'ya ihaneti sırasında Hermes doğar. Hermes rüzgar tanrısıdır, babası Zeus annesi ise yağmur perilerinden biri olan Maia'dır. Kanatlı sandalları olan Hermes aynı zamanda tanrıların habercisidir. Hermes'in görevleri arasına ölenlerin ruhlarına Hades'in saltanatına kadar eşlik etmek de var. Apollon'un ölümsüzler arasında en sevdiği tanrı rüzgar tanrısı olan Hermes idi. Anlatılanlara göre Hera'dan önce Zeus Titan Okeanos'un kızı Metis (Zeka temsilcisi) ile evlenmiş. Ama Moir'ler tanrıların kralına bu birliktelikten doğan çocuğun yönetimi eline geçireceğini söylerler. Zeus bunu duyunca Metis'i yutar. Kısa bir süre sonra Zeus'un şiddetli bir baş ağrısı başlar. O zaman Prometheus'tan balta ile başına vurmasını rica eder. Prometheus bu isteği yerine getirir ve Zeus'un başından onu kızı Athena savaş kıyafetlerinde çıkar. Eski Yunanlara göre, Athena üretici zekanın ve adaletli savaşların tanrıçasıdır. Ülkeyi saldırılardan koruyan bir tanrıçaydı Athena. Bir başka özelliği, Şehir tanrıçası olmasıydı; uygarlığın, el sanatlarının, tarımın koruyucusu, dizginin yaratıcısıydı; atları ilk ehlileştiren oydu. Onun şerefine şehirlerine Athena adını vermişler. Yılan ve baykuş tanrıçanın sembolleridir. Zeus ile Thebia kralı Kadmos'un kızı ölümlü Semele birleşmesinden oğulları Dionysos doğar. Hera, Zeus'u Semele'den kıskanır ve yaşlı bir kadın kılığına girerek Dionysos'un annesini kandırır. Semele ona kanarak Zeus'tan tüm ihtişamı ile ona görünmesini ister. Zeus onu kıramaz ve yıldırımlardan korkan Semela yedi aylık Dionysos'u düşürür. Zeus Semele'nin düşürdüğü ve sık yapraklı bir sarmaşığın yanmaktan koruduğu Dionysos'u baldırına kancalarla yerleştirir ve zamanı geldiğinde onu ikinci bir doğumla meydana getirir. Böylece Dionysos iki kez doğmuş olur. Nyssa dağındaki nymphaler Dionysos'u büyütüp eğitirler. Dionysos gençlik çağına geldiğinde mağaradaki üzümleri kullanarak şarap yapma sanatını bulur. Şarabın ve esrikliğin tanrısı olarak kabul edilir. En güzel tanrıça şüphesiz kızıl saçlı Afrodit'ti. Onun doğumu ile ilişkin tartışmalar sürmektedir. Bazılarına göre Afrodit Zeus'un kızıdır. Diğerlerine göre ise Afrodit daha önce Uranos'la denizdeki dalgaların bembeyaz köpüğünden oluşmuştur. Afrodit aşk tanrıçası olup, insanların birbirlerine sevgi ile yaklaşması için üzerlerine aşk iksirini damlatan, çiçekleri ve ağaçları baharda rengarenk donatarak,doğayı canlandıran üretken bir tanrıçadır. Afrodit ateş tanrısı olan ve çok sanatkar, ancak topal ve çok fazla yakışıklı sayılmayacak bir görünüme sahip olan Hephaistos ile evlenmiş. Afrodit ve Hephaistos'la ilgili mit her ikisinin de temsil ettikleri sanat ve aşk kol kola olması gerektiğini vurgulamaktadır. Eski Yunanlar bu tanrıları 'on iki Olimpos tanrısı' adını vermişler. Bu gruba Zeus, Hera, Athena, Artemis, Afrodit, Demeter, Apollon, Hermes, Ares, Hephaistos, Hestia, Dionysos dahildi. Poseidon ve Hades deniz ve yer altı dünyasında bulundukları için bu gruba dahil edilmemişler. Guzel tanrıça Afrodit'in adı Homeros'un İlyada'da anlattığına göre Truva (Troya) savaşının başlama nedeni olarak anılmaktadır. Efsaneye göre, Olimpos tanrıları Iolkos Kralı Pelans ile Thetis'in düğünleri için bir araya toplanmışlar. Kavga tanrıçası Eris düğünlerine davet edilmeyince sinirlenmiş. Bir oyun düzenlemiş ve Hera, Afrodit ve Athena'nın oturduğu ziyafet sofrasına, üzerinde 'en güzele' yazılı bir elma atmış. Elmanın kimin olduğu üzerine 3 güzel tartışmaya başlarlar ve Zeus'tan bu sorunu çözmesini isterler. Zeus işin içinden çıkamayınca, çareyi Troya Kralı Priamos'un oğlu Paris'i rehber ilan etmekte bulur. Güzellerden her biri kendisini seçmesi için Paris'e bir şey vaat ederler. Athena ona savaşta yenilmezlik gücü vereceğini vaat eder. Hera Paris'i Asya'nın hakimi yapacağını söyler. Paris Afrodit'e kanar ve dünyanın en güzel kadınını elde etmek için Afrodit'i yarışmanın birincisi seçer. Bu güzel kadın Sparta Kralı Menelaos'un karısı Helen'di. Paris, Afrodit'in yardımıyla Sparta'ya gider, Helen'i kaçırır, prensi olduğu Troya şehrine geri döner. Bunun üzerine hakarete uğramış Menelaos, Akha ordularını toplayarak Troya'ya savaş açar. Böylece 10 yıl sürecek Troya savaşı başlamış olur. Her iki taraf da zaferler kazanır. Sonunda Ithake kralı Odysseus tahta atı icat ederek, Troya'nın kapılarına götürür. Troya'lılar bu büyük ata hayran kalarak onu şehir duvarlarından içeriye taşırlar. Atın içinde saklanmış olan Yunan askerleri gece olunca saklandıkları yerden çıkarlar ve Troya'yı ele geçirirler. Menelaos güzel Helen'i affeder ve birlikte Sparta'ya döner, mutlu bir yaşam sürerler. Maalesef diğer kahramanları aynı kader beklememektedir. Özellikle Odysseus uzun yıllar vatanına dönmek için mücadele verir. Troya'dan uzaklaşan Odysseus'un gemisi denizde fırtınaya esir düşer ve zalim, insan eti yiyen devlerin adasına sürüklenir. Durumdan bihaber Odysseus ve on iki arkadaşı sahile çıkarlar. Burada onlar tek gozlu dev Polyphemos'a esir düşerler. Polyphemos yakalayabildigi Odysseus'un arkadaslarini birer birer yemeye baslar. Odysseus, devi, yanlarında getirdikleri Ismaros şarabı ile sarhoş eder ve tek gözünü çıkarır. Odysseus ve kalan adamları, mağaradaki surunun arasına karışıp devin bacaklarının arasından dışarı çıkarlar. Odysseus ve adamları özgür kaldıklarına sevinir ve yollarına devam ederler. Polyphemos denizler tanrısı Poseidon'un oğluydu. Oğlunun kor edilmesine çok kızar ve ileride Odysseus'un eve dönüş yolundaki gecikmelerine sebep olur. Bir süre sonra Odysseus Aiaie adasına, Güneş Tanrısı Helios ile Okeanos 'un kızı Perseis'ten doğma büyücü Kirke'nin yaşadığı bölgeye çıkar. Güzel Kirke, Odysseus'un arkadaşlarına şarap içirerek domuza cevirir. Tanrı Hermes, Odysseus'un yardımına koşar ve ona bir ot vererek domuz olmasını engeller. Odysseus Kirke'yi yener ve onu arkadaşlarını eski haline dönüştürmeye zorlar. Kirke Odysseus'u Hades gidip bilici Teiresia'in ruhuna danışması koşuluyla serbest bırakacağını söyler. Odysseus bir takım zorlukları atlatarak bunların da üstesinden gelir. Daha sonra Odysseus peri Calypso'nun adasına çıkar ve orada yedi yıl esir olarak yaşar. Malta olduğu sanılan bu adadaki esareti, Athena'nin Zeus'a yalvarması üzerine sona erer. Zeus tarafından tekrar görevlendirilen Hermes, Calypso'ya Zeus'un emrini iletir. Calypso onu serbest bırakır. Bu olaydan sonra bir çok zorlukların sonunda Odysseus vatanı Ithake'ye döner ve çok sevdiği karısı Penelope'ye kavuşur ve uzun yıllar mutlu yaşam sürerler.
February 22 HAFTALIK BİLİM TEKNİK
Biyonik Gözüde İcat
Ettiler
Amerikalı bilim adamları, görme engelliler için yeni bir "biyonik göz" geliştirdi. Biyonik göz, altı görme engelliye başarıyla takıldı. Gece görüş lensleri yolda. Yaşlılıkta çıkan "sarı nokta" hastalığı nedeniyle görme yetisini kaybedenlere, yapay retina ile görme duyusu kısmen kazandırı lıyor. 16 piksellik
görme imkanı sağlayan biyonik göz, altı görme engelliye başarıyla takıldı. aya kısmi görme olanağı sağlayabilecek. Bilim adamları, "akıllı protez" ya da "yapay retina" olarak da adlandırılan protezin hastalık ya da yaralanmalar sonucu kaybedilmiş görme fonksiyonlarını düzeltmek için, beyin ile sinir sistemi arasında bağlantı kurmaya yaradığını söyledi. Uzmanlar, yapay retinanın beyinde ışığı algılama ve işleme görevi üstlenen ı şığa duyarlı alıcı
sinir hücrelerinin yerini almak için tasarlandığını ifade etti. ilk
modelini 2002’den beri 6 hastada denediklerini ifade eden Prof. Humayun,
"Protez beklenenden daha iyi sonuç verdi. Yıllardır kör olan kişiler,
artık bardak, tabak ve bıçak gibi nesneleri ayırt edebiliyor" diye
konuştu. ek, 3 milimetreye kadar
düşürüldü. Proteze bilgileri ileten bir çift cama monte edilen küçük bir
kameradan oluşan yeni model protez, göz bebeğinin dışına yerleştiriliyor ve göz
bebeğinin arkasındaki retinaya bir kablo ile bağlanıyor. Hastalar bellerine
bağlanan vericiyle de protezi yönlendiriyor.
Bilim adamları geliştirilen biyonik gözle asıl temelinin at ıldığını bundan
sonraki gelişmelerin baş döndürücü bir şekilde ilerleyeceğini ve insanoğlunun
bu sayede gece görmesini sağlayacak sistemlerin daha pratik bir şekilde göze
takılan lenslerle gerçekleştirilebileceğini söylediler.
Bir grup astronot, mühendis ve bilim adamı
Birleşmiş Milletler'i 2036'da dünyaya zarar verecek kadar yakından geçmesi
beklenen göktaşına karşı uyardı.
AYIN ŞEHRİ![]() "Hakkında
söylenebilecek her şeyin zaten söylenmiş olduğuna" inanılan Roma, sanatın,
tarihin ve dinin iç içe geçtiği üç bin yıllık bir kent. Otelimizin konuşkan resepsiyonisti ile sohbet ediyoruz. İtalya'nın sınırları içerisinde olmalarına karşın San Morino ve Vatikan'ın iki ayrı devlet statüsünde olduğunu anlatıyor bize. San Marino altı kilometrekarelik yüzölçümüyle Avrupa'nın en küçüğü olmasına karşın dünyanın en eski cumhuriyetlerinden biri! Yirmi küsur bin nüfusu ve sadece 180 kişilik ordusuna karşın, bin yıldır bağımsızlığını korumuş olan bu "dağ devletçiği"ni, inanması zor ama her yıl üç milyon turist ziyaret ediyor! Efsaneye göre, kentin temelleri, Hıristiyanların Roma İmparatorluğu tarafından ağır baskılara uğratıldığı 4.yüzyılda, Aziz Marino'nun dağlara yerleşerek çevresine kendisine inananları toplamasıyla atılmış. Romulus Roma'yı kurmuştur
kurmasına ancak, minicik bir sorun vardır! Hemen önümüzde Sezar'ın bir heykeliyle burun buruna geliveriyoruz. "Geldim, gördüm, yendim!" sözünün yaratıcısı, pek ufak, tefek biri gibi görünüyor gözümüze. Sadece Galya seferinde ordusunun bir küsur milyon insan öldürdüğü rivayet olunan, dünyayı titreten Roma diktatörü de bu muymuş diye içimizden geçirmeden edemiyoruz! Sezar'la ilgili tarihsel bir yanılgıya da değinmeden edemeyeceğim. Öldürülürken, Sezar "Sen de mi Brutus?" değil, "Ve sen, Brutus, oğlum!" demiş imiş! Bir diğer tarihsel yanılgı ise sezaryen ameliyatının adını Sezar'dan almış olduğu inanışı imiş. Sezaryen sözcüğü Sezar'dan değil "kesmek" fiilinin lâtincesinden gelir imiş! Ancak, atı alan Üsküdarı da
geçmiştir, Romayı da!.. Vatikan, Neron'un yüzlerce
Hıristiyanı katlettiği Vatikan Tepesi'ne kurulmuş. Neron'un, annesini ve ilk
karısını öldürüp bir tapınak bakiresinin ırzına geçmiş olduğu doğru imiş,
ancak, Roma'yı yaktığı inancı hayli tartışmalı. Çünkü, Neron, o sırada Roma'dan
elli mil uzaklardaymış. İnsanların kendisini suçlamalarına son vermek için de
yangını Hıristiyanların çıkardığını söylemiş.
"60 bin kişilik
kapasitesi ile Hıristiyanlığın en büyük kilisesi olan San Pietro Kilisesi İ.S.
324 yılına tarihleniyor. Aşk Çeşmesi'nin bulunduğu Piazza
di Trevi, çağıl çağıl suların aktığı, gece, gündüz tıklım tıklım bir
meydan. Roma sokaklarında
rastladığımız kadar rahibeyi hayatımız boyunca başka bir yerde görmedik
sanıyorum. Turist otobüslerinin,
çevresine sıram sıram dizildikleri Colosseum'un tarihi iki bin yıl gerilere
uzanıyor. 50 bin seyircilik bu amfitiyatro, Roma'nın sembolü ve en büyük anıtı.
Colosseum çıkışında,
üzerinde rengârenk "Roma" yazılı dizi dizi şapkanın bulunduğu
tezgâhın hemen yanında bir de ne görelim! Satıcılar bağıra, çağıra
Roma tişörtleri satarken pandomimciler de binbir çeşit icra-i sanat eyliyor
Navona Meydanı'nda. Hem Roma sakinlerinin, hem
de turistlerin en sık uğradıkları yerlerden biri olan Navona Meydanı,
gündüz ve gece o derece farklı ki inanılası değil. Gecenin ilerleyen saatlerinde, kentin en popüler noktalarından biri olan İspanyol Meydanı'na uğradık ki bir de ne görelim! Bir gelinle güvey yanlarında davetliler de olmak üzere, hep birlikte İspanyol Merdivenleri'ne kurulmuşlar. "Nikâh salonu tutup paralar sarf edeceklerine, yeni evliler işin kolayını bulmuş anlaşılan!" diye düşünüp bu akıllı çiftin yanına yaklaştık. Bir de öğrendik ki, bu iş için ta Polonyalardan gelmişler! Anlaşılan yakınları İtalya'da yaşıyormuş. Düğün alayı, hep birlikte merdivenlere oturup akordeon ve mızıka eşliğinde şarkılar söyleyip havuz başında dans ettiler. Bu "merdiven üstü düğün"ün izleyicileri, sadece biz merdiven ziyaretçileriyle de sınırlı değildi. Bir seyyar kestaneci de köşeye tezgâhını kurmuş, davetlilere "düğün kestanesi" satabilme umuduyla bekleşmekteydi!..
ÜLKE BİLGİLERİ Para Birimi: İtalyan Lireti GÖRMEDEN DÖNMEYİN Colosseo (Colosseum)
(Heritage)
Havaalanı Transferi Leonardo da
Vinci/Fiumicino Havaalanı şehrin merkezinden 30 kilometre
güney-batısındadır ve şehire en pratik ulaşım yolu tren olabilir. Havaalanından
şehir merkezindeki Termini veya Tiburtin istasyonlarına ulaşılabilir.
De la Ville Inter-Continental
Roma
YİYECEK-İÇECEK La Piazzetta de la Ville ( İtalyan Yemekleri )
EĞLENCE Akab
Dub Club Villaggio Globale
Castroni Innocenzi Pasta all'Uovo February 21 UNUTMADIK CAN YÜCEL 1926-1999 ![]() ![]()
SEVGİ DUVARI sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi... Can Yücel
GALATASARAY BÖLÜMÜ
ALMANYA İLE İLGİLİ HERŞEYArkadaşlar Almaya ile ilgili o kadar yanlış haber duydum ki internet ortamında bende böyle bir bölüm yapmaya karar verdim Almanya ile ilgili her şey Türkiye de alman dili ve edebiyatını bitiripte Almanya hakkında bilgisi olmayan sallayan ve burayı yanlış tanıtan insanlara karşı artık her şeyi sırasıyla en doğru şekilde anlatmaya başlayacağım 15 günde bir düzenleyeceğim ve bana merak ettiniz soruları yukarı bölümde bulunan ziyaretçi defterime yazabilirsiniz.Bu arada aşağıdaki fotoğraflarda merak ettiğiniz resmin üstüne gelirseniz neresi olduğunu detaylı bir şekilde öğrenirsiniz saygılar. VOLKANALABAZ
Almanya Tarihi
800 - 1499
800: Büyük Karl
Frank İmparatorluğu Kralı’na, Papa
III. Leo tarafından Roma İmparatoru tacı takılır. Daha sonra, 814’te Aachen’de
ölen Karolenj soyundan gelen Kral, „Avrupa’nın babası“ ilan edilir
962: Büyük I. Otto
Otto’nun imparatorluk tacı
takmasıyla “Kutsal Roma İmparatorluğu” tarihi başlıyor
1024–1125/1138–1268: Salier ve Staufler
Salier (Speyer’deki kiliseyi inşa
ettiren) ve Stauf hanedanları Avrupa’nın akıbetini belirliyorlar
Hildegard von Bingen
Manastır başrahibesi ve sağaltımcı,
Alman ortaçağının en önemli kadınlarından biri, 81 yaşında Ren’deki Bingen’de
ölür.
1179:1452–1454: Matbaacılık
Johannes Gutenberg (1400–1468),
hareketli harflerle kitap basımının mucidi, Mainz’da ilk kez İncil’i, yaklaşık
180 adet bastı
1493: Habsburg Hanedanı’nın yükselişi
I. Maksimilian’ın hükümdarlığı ile
Habsburg Hanedanı’nın yükselişi başlar. Yüzyıllarca Orta Avrupa’daki etkin
soylu ailelerden biriydi. Kutsal Roma İmparatorluğu’nun Alman ulusundan
imparator ve krallarının çoğunu ve 1504 -1700 arası İspanya’nın krallarını bu
hanedan yetiştirdi
1500 - 1899
1517: İnanç bölünmesi
Martin Luther (1483–1546)
Wittenberg’te, Katolik kilise içindeki günah çıkarma olayına karşı 95 tezini
yayınladığında reformasyon
çağı başlar
1618–1648: Otuz yıl savaşı
Aynı zamanda dinler savaşı ve devletler
anlaşmazlığı olan otuz yıl savaşı, Vestfalya Barışı ile sona erer: Katolik,
Lutheryan ve Reforme mezhepleri eşit olarak tanınırlar
1740–1786: Büyük Friedrich
Edebiyat meraklısı, başkumandan II.
Friedrich’in yönetimi zamanında Prusya, Avrupa’lı büyük güç mertebesine
yükseldi. Hükümdarlığı, “aydın fikirli mutlakiyet” çağına örnek olarak
gösterilir
1803: Sekülerleşme
Ruhani hükümranlıkların
sekülerleşmesi ve serbest imparatorluk şehirlerinin feshine karar verilmesi
“Alman Ulusu Kutsal Roma İmparatorluğu’nun” sonunu getirir
Mart devrimi
“Alman devriminin” başlangıcı Büyük
Baden Dükalığı’nda olur. Kısa sürede Alman Birliği’nin geri kalan devletlerine
sıçrar ve Frankfurt Paul Kilisesi’nde toplanan ilk Alman Ulusal Meclisi’ne yol
açar
1848/49:1871: İmparatorluk kuruluşu
I. Wilhelm henüz Alman-Fransız
savaşı sırasında, 18 Ocak’ta, Versay’da Alman İmparatoru ilan edilir. Bu
(ikinci) Alman İmparatorluğu meşruti monarşidir. İmparatorluk kurulduktan kısa
bir süre sonra, kuruluş yılları diye isimlendirilen ekonomik yükselme devri
başlar
1900 - 1949
1914–1918: Birinci Dünya Savaşı
İmparator II. Wilhelm Almanya’yı
dış politika alanında yalnız bırakır ve ülkeyi, yaklaşık 15 milyon insanın
hayatına mal olan Birinci Dünya Savaşı felaketine sürükler. Haziran 1919’da
Versay Barış Anlaşması imzalanır
1918/19: Weimar Cumhuriyeti
9 Kasım 1918’de İmparator II.
Wilhelm sayesinde, sosyal demokrat Philipp Scheidemann Cumhuriyet’i ilan eder.
19 Ocak 1919’da Ulusal Meclis seçimleri yapılır
1933: Nasyonal sosyalizm
NSDAP 1932’deki meclis seçimlerinde
en güçlü parti olur, 30 Ocak 1933 ’de Adolf Hitler İmparatorluk Şansölyesi
olur. „Yetki yasası“ ile NS- Diktatörlüğü başlar
1939: İkinci Dünya Savaşı başlangıcı
Hitler 1 Eylül 1939’da Polonya’ya
saldırarak İkinci Dünya Savaşı’nın pimini çekiyor. Savaş 60 milyon insanın
hayatına mal oluyor ve Avrupa ile Doğu Asya’nın geniş kısmını harap ediyor.
Nasyonal sosyalist imha politikasına altı milyon Yahudi kurban veriliyor
1945: İkinci Dünya Savaşı sonu
Alman ordusunun teslim olmasıyla,
7/9 Mayıs 1945’te İkinci Dünya Savaşı Avrupa’da sona eriyor. Galip güçler ülkeyi
dört işgal bölgesine ve Berlin’i dört sektöre ayırıyorlar
1948: Berlin’in bloke edilmesi
Sovyetler Birliği, batı işgal
bölgelerinde Alman Markı’nın dolaşıma girmesini neden göstererek, 24 Haziran
1948’de Batı Berlin’e giriş yollarını kapatır. Müttefik güçler, Eylül 1949’a
kadar Batı Berlin’deki vatandaşların gereksinimlerini karşıladıkları bir “hava
köprüsüyle” yanıt verirler
1949: Almanya Federal Cumhuriyeti’nin
kuruluşu
23 Mayıs 1949’da Almanya Federal
Cumhuriyeti’nin temel yasası Bonn’da ilan edilir. 14 Ağustos’ta ilk Federal
Meclis seçimleri yapılır. Konrad Adenauer (CDU) Federal Şansölye olur. 7 Ekim
1949’da Doğu ve Batı arasındaki bölünme, DDR’nin anayasasının yürürlüğe
girmesiyle gerçekleşir
1950 - Günümüzde1957: Roma Anlaşmaları
Almanya Federal Cumhuriyeti,
Roma’da Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kuruluş anlaşmalarını imzalayan altı
ülkeden biri olur
1961: Duvar inşası
DDR 13 Ağustos 1961’de Berlin’in
ortasından geçirdiği Duvar inşasıyla ve her iki Alman devletinin arasındaki
sınır boyunca yerleştirdiği “ölüm şeridiyle” kendini tecrit eder
1963: Elize Anlaşması
Alman-Fransız Dostluk Anlaşması
Federal Şansölye Konrad Adenauer (sağda) ve Fransız Devlet Başkanı Charles de
Gaulle tarafından imzalanır
1972: Varşova’da diz çökme
Federal Şansölye Willy Brandt’ın
(SPD), Varşova’daki Yahudi getto ayaklanması kurbanları anıtı önündeki jesti,
Almanya’nın barışma ricası için sembol oluyor
1989: Duvar’ın yıkılması
DDR’deki Barışçıl devrim, 9 Kasım gecesi Berlin’deki Duvar’ın ve buna
bağlı olarak Doğu ve Batı Almanya arasındaki sınırın yıkılmasını doğurur
1990: İki Almanya’nın yeniden birleşmesi
3 Ekim’de DDR’in sonu gelir.
Almanya’nın devletsel birliği yeniden kurulur. 2 Aralık 1990’da ilk, bütün
Almanya Federal Meclis seçimleri yapılır. Helmut Kohl (CDU), yeniden birleşmiş
Almanya’nın ilk Federal Şansölyesi seçilir
2004: AB-Genişlemesi
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından
ve komünizmin çöküşünden sonra, Mayıs ayında, Orta ve Doğu Avrupa’nın sekiz
ülkesi ile Kıbrıs ve Malta AB’ye katılır
February 20 BİYOGRAFİ
İŞTE DÜNYA'NIN BİR NUMARALI DJ'İ
DJ Tiesto (Biyografi) Asıl adı Tijs Verwest olan Hollandalı DJ 17 Ocak 1969’da Breda şehrinde doğdu.Çocukluğundan itibaren en büyük tutkusu müzik oldu Enerjik ve melodik müzik. Çalıştığı kasetçi dükkanı müzik bilgisi ve üretimi konusunda ona çok şey kattı. Sevdiği müziği mümkün olduğu kadar fazla insanla paylaşma ihtiyacı, onu, en uygun bulduğu yol olan DJliğe itti 14 yaşında ilk müzik ekipmanlarını satın alarak ve kendi arşivini oluşturmak için plaklar toplayarak DJlik kariyerine başlamış oldu. 15 yaşında ayın en iyi parçalarını topladığı karışık kasetleri arkadaşlarına ve giysi dükkanlarına dağıtıyordu. 1 yıl sonrası küçük öğrenci partilerinde çalıyordu. Sıradaki adım Breda’daki "De Lente" adlı disko oldu. Dinleyicilerini Hollanda club listelerinden seçtiği hip hop ve eski house tarzı parçalarla eğlendiriyordu. Sonraları ilgi alanın house ritmleriyle yüklü bas groove’a daraltarak sadece house çalmak istediğini fark etti. Böylece, yine aynı şehirde, perşembe, cuma ve cumartesi geceleri sadece house çalınan ve oldukça iyi bilinen "The Spock" adlı clubda çalmaya başladı. Ertesi sene "Channel X" adında, 24 saat house müzik yayını yapan, özellikle Hollanda ve Belçika’da çok popüler olan yasadışı bir radyo istasyonu için miksler yaptı. Aynı yıl, 22 yaşında, artık Amsterdam’da ünlü bir club olan "Voodoo Club"da da çalıyordu. Vakit buldukça ünlü Belçika clublarına gidip değişik türleri tanımaya çalışıyordu 24 yaşına kadar sadece club müziği çalmasına rağmen ilerleyen senelerde Belçika’da çok sevildiğini gördüğü hardcore müziğe de elattı. Trance müziğin muhteşem sihriyle de yine Belçika’da tanıştı. Bu yeni sesleri "The Spock"ta denemeye başladı. Zamanın modasından uzaklaşarak kendi farklı stilini yaratması kısa bir süre sonra Rotterdam’da bulunan "Basic Beat Recordings" adlı plakşirketinin menajeri Arny Bink tarafından keşfedilmesini sağladı. Bunun için uzun süre, 100 kadar plak şirketine kayıtlarını yollayarak, çabalamış ancak başaramamıştı. "Forbidden Paradise" serisinin 3.sü olan "The Quest For Atlantis" ilk miks CDsi oldu. Albüm özellikle Norveç’te çok tutuldu ve Tiësto’nun ilk büyük çıkışını yapmasını sağladı. şu kalabalığa bakın Müziği zamanla kendi ülkesinde de fark edilmeye başladı. Kasım 1997’de Arny Bink’le birlikte "Black Hole Recordings" adlı plak şirketini kurarak kendi parçaları üzerinde çalışmaya başladı. Kurulmasından kısa bir süre sonra, ortağı olduğu şirketin etiketiyle ilk albümünü çıkardı. Miks derlemelerinden oluşan ve dünya çapında büyük bir başarı elde eden, efsanevi "Magik" serisininilki, "First Flight"la dans müziğine yeni standartlar getirdi. "Space Age" adlı tekno serisinin de ilk iki CDsini miksledi. "In Search Of Sunrise" adı altında kendi zevki olan vokal ve melodik tarzda bir miks albümü hazırladı. Yaptığı çalışmaların başarısı, 1999 yılından itibaren, Gatecrasher, Cream & Slinky (İngiltere), Love Parade (Almanya), Ibiza (İspanya) gibi dünyaca ünlü club ve festivallerde boy göstermesini sağladı. İngiltere listelerinin 1 numarası ve 2000 yılının club marşı olan Sarah McLachlan ve Delerium’un "Silence" parçasına yaptığı miksi çok beğenen Ferry Corsten , Tiësto’nun prodüktör olarak geldiği noktada büyük pay sahibi oldu. "Gouryella" projesiyle, iki Hollandalı DJ, Gouryella, Walhalla ve Tenshi albümlerini çıkardılar.Birlikte çok sayıda şarkıyı da miksleyerek, liste başarılarının altına imzalarını attılar. Proje Mart 2003’te Tiësto’nun ayrılmasıyla Corsten’ın kişisel çalışması olarak devam ediyor. Gouryella dışında Armin Van Buuren ile birlikte "Alibi" ve "Major League" adı altında projelere de katıldı.Tiësto Amerika’daki büyük çıkışını "Silence"ın miksini de içeren "Summerbreeze" albümüyle sağladı. Parça İngiltere listelerinde 4 hafta kalmayı başarırken Amerika’da radyolarda gündüz vakti çalınan ilk house parçası oldu ve listelerde 3 numaraya kadar ilerledi. "Silence" miksi, Tiësto’nun ününü dünya çapına taşımasıyla kariyerindeki en önemli parçalardan biri oldu.
SATRANÇ
Satrancın Tarihçesi Satrancın, zamanımızdan en az 4000 yıl önce Mısır'da oynandığına dair bulgular piramitlerdeki kabartmalarda bulunmaktadır. Yine Çin'de, Mezopotamya'da ve Anadolu'da oynanmaktaydı. Oyunun bugünkü adını alması, MS 3. - 4. yüzyıllarda Hindistan'da, oyuna ÇATURANGA denmesi ile başlar. Satranç ile ilgili ilk yazılı belgeler Hindistan'dan kalmadır. Daha sonra satranç İran'a, onlardan Araplara, Endülüslüler sayesinde de İspanya üzerinden Avrupa'ya yayılmıştır. Arap ve Avrupa el yazması kitaplardan sonra, İspanyol Lucena'nın ilk basılı satranç kitabında (1497) satrancın o zamanki yeni kuralları açıklandı. O zamandan bugüne kadar, satranç oyununun kuralları değişmeden gelmiştir. İspanya'dan sonra, İtalya, Fransa, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'da satranç hızla yaygınlaştı. 15. yüzyılda İspanyol Lucena, 17. yüzyılda İspanyol El Greco, 18. yüzyılda Fransız Philidor'un satranç kitapları vardır. 19. yüzyıl sonlarında satrancın büyük yıldızları belirdi: Anderssen, Morphy, Rubinstein ve Steinitz. 1850'lerden başlayarak, güçlü oyuncuların katıldığı turnuvalar yapıldı. Sonunda, 1886'da o zamanın en kuvvetli iki satranç oyuncusu arasında, ilk dünya satranç şampiyonluk karşılaşması oynandı: Steinitz ve Zukertort. Steinitz bu maçı, 10 galibiyet, 5 beraberlik ve 5 yenilgi (+10 -5 =5) alarak kazandı. İlk resmi dünya satranç şampiyonu Wilhelm Steinitz'dir. Steinitz aynı zamanda, satrancı sistematik oynama kavramının da babasıdır. Steinitz'in teorisinin başlangıç noktası "Satrançta konumun özelliklerine uygun bir plan yaparak oynamak" tır. "Konumun Özellikleri" konusundaki görüş ve çalışmaları, modern satranç oyununun temelleri olmuştur. Aşağıdaki tarih ve isimler dünya şampiyonlarını sunmaktadır: Dünya Şampiyonları Adı Soyadı Dünya Şampiyonu Olduğu Yıllar Wilhelm Steinitz 1886 - 1894 Emanuel Lasker 1894 - 1921 Jose Raul Capablanca 1921 - 1927 Alexander Alekhine 1927 - 1935, 1937 - 1946 Max Euwe 1935 - 1937 Mikhail Botvinnik 1948 - 1957, 1958 - 1960, 1961 - 1963 Vassily Smislov 1957 - 1958 Mikhail Tal 1960 - 1961 Tigran Petrosian 1963 - 1969 Boris Spassky 1969 - 1972 Robert Fischer 1972 - 1975 Anatoly Karpov 1975 - 1985 1993 - 1999(FIDE) Garry Kasparov 1985 - 1993 Garry Kasparov 1993 - 2000(ACP) Alexander Khalifman 1999 - 2000(FIDE) Vladimir Kramnik 2000 - 2006(Brain Game, Klasik) Viswanathan Anand 2000 - 2002 (FIDE) Ruslan Panamariov 2002 - 2004 (FIDE) Rustam Kasımdzhanov 2004 - 2005 (FIDE) Veselin Topalov 2005 - 2006 (FIDE) Vladimir Kramnik 2006 - ....... 1998'den sonra iki ayrı dünya şampiyonluğu kabul edilmeye başlanmıştır. Biri FIDE'nin (Dünya Satranç Federasyonu) düzenlediği dünya birinciliği turnuvasını kazanan dünya şampiyonu, diğeri de Profesyonel Satranççılar Birliğinin dünya şampiyonu. 2001 yılında FIDE'nin dünya şampiyonu V. Anand'dır, Profesyonel Satranççılar Birliğinin dünya şampiyonu da V. Kramnik'tir. Dünya Satranç Şampiyonlarının hepsinin deha düzeyinde zekaları olduğu bilinmektedir. Bu dünya şampiyonlarından bazıları bilim ve matematik alanında da dünyanın önde gelen bilim adamlarından idiler. Emanuel Lasker matematikçi ve filozof idi. Dr. Max Euwe matematik doktorası sahibiydi ve matematik hocalığı yaptı. Mikhail Botvinnik mühendis ve daha sonra profesör olmuş, bilgisayar alanında çok değerli bilimsel çalışmalar yapmıştır. satrancın yararları!!! Kötü alışkanlıklar edinilmesine engel olur. - Planlı hareket etmenin önemini ve gerekliliğini kavratır. -Süratli, doğru ve çabuk düşünebilmeye yardımcı olur, olaylara doğru yorumlarla yaklaşabilme yeteneklerini geliştirir. - Kişiliği ve karekteri olumlu yönde etkiler ve geliştirir. -"Kendine güven" duygusu aşılar ve bunu geliştirir. - Kendi güç ve yeteneklerini daha iyi tanıyarak, bireysel güç ve yetenekleri açığa çıkarmaya ve bireysel doğru kararlar alabilmeye yardımcı olur. - Dikkatini tek konu üzerinde yoğunlaştırabilme alışkanlığı kazandırır. -Diğer ders konularının daha iyi anlaşılıp kavramasına yardımcı olur. Bilimselliği ön plana alarak araştırmalar yapmaya yönlendirir. - Konulara karşı şüpheci yaklaşımı benimsetir, onları ezberci zihniyetten arındırır. - Kişileri düşünen, araştıran, yargılayan varlıklar haline getirir ve yaratıcılıklarında özgür bırakan bir ortam hazırlar. - Başarıya ancak ve ancak sistemli ve disiplinli bir çalışmayla varılabileceğini gösterir. - Mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmanın gerekliliğini benimsetir. - Başarısızlıklar karşısında yılmamayı, başarı için daha da çok çalışmanın gerekli olduğunu öğretir. - Başarılardan büyük hazlar duyarak daha da başarılı olmaya yönlendirir. - Yepyeni hedefler göstererek bu yeni hedefler doğrultusunda motivasyon sağlar. - Kişilerin olumsuz bir yönünü, eksikliğini, veya bir davranış bozukluğunu hızlıca ortaya çıkarır. - Kurallara uymayı, dostça oynamayı, kaybetmeyi kabullenmeyi, kazananı kutlamayı öğretir. - Yakın dostluklar kurup daha çok sosyalleşmeye ve sosyal yaşamının zenginleşmesine yardımcı olur. - Satrancın yararlarını gösteren bütün bu maddeler, Milli Eğitimin de temel amaçlarındandır, Türk Milli Eğitimi’nin öğrenciler tarafından kazanılmasını istediği temel davranışlardır. Bu kadar pozitif etkisi olan bir araç kesinlikle bir 'EĞİTİM ARACI'dır. Yeryüzünde başka hiçbir araç, bu kadar olumlu davranışların hepsini birden bireylere kazandıramaz! Öyleyse, çocuklarımızın olabildiğince küçük yaştan başlayarak 'Kişilik gelişiminde satrancın pozitif etkilerinden yararlanma’ amaçlanmalı, çocuklarımızın olumlu davranışlar sergilemelerini sağlamaya çalışmalı bu amaç bir 'görev' olarak benimsenmelidir. ![]() ![]()
ÖYKÜ,ŞİİR,DENEME
Şehsuvar
I. gece saçlarına kadar sokulur, güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaşır. Koltukaltına kaç takım yıldız, burç saklar. Şehsuvar sığ sıkıntılar ardında derin bir havuz.. dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak sözcükler var! Herhangi birine selam versen dağılmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara gideceğim ben diyor delikanlı, gobi çölüne.. Tarih atlaslarında yitireceğim her zerremi anlık bir yanılgıdır diyor suçüstü alttarafı anahtarlıkların hüznü üstüne çift kişilik yataklar için yazdığım senaryolar yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir yollar: tanrının çocuk oyuncağı olduğu çağda işlenmiş günah-kırılmış ikona yollar: insanın kendi cenazesine geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle! şimdi saatbaşı satranç oynayan sabıkalı beyoğlu kaldırımları utanca doğru atılan serinkanlı serseri adımları turfanda-radyodan ajans ve hava durumu ve muhallebiciler, daima kalabalıktır, daima terli içerde tavuk göğsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli! ve öpüşenler oğullaşan, sıklaşan zenci elleriyle o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz! kaç parmağı çatırdar ki hüsranımın kaç ciğeri şişer ki rakı şişelerinde gömdüğüm aşklarımın. Aşkı geçelim. Onu geçelim, onu unut şehsuvar! ya da kımıltısız bir kuş ölüsü dünya müzelerinde beton bağlayan aromalı kanatlarıyla kımıltısız kımıldar bir gün! Onu umut kımıldatır değil mi kımıldatır değil mi şehsuvar! saçmalıyorsun! Evine dön, o vıcık vıcık koynuna annenin, sabahlığın arkasında haydi! sırılsıklam memeler, ucu mantarla tıkanmış memeler ve şato zindanı dolaplarda boğdurulur porno dergilerinin şahsi derbederliği.. Direniş bir bakıma - Haklısın de! - imparatorluk ahlağı, doyum seferberliği! Ve emilmiş bir dili andıran dilsiz adı usancın bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay ki fazlaca huysuz ki fazlaca havadar ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamış adamlar, ayaklarına, yürümedikçe sarkmasın diye bacakları! evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar kaçar ha kaçar sevda katillerinin otellerdeki kilometrelerce kadınlardan çalıp da başlarına geçirdikleri ten rengi külotlu çoraplar! kimsen de kalmaz birdenbire! Açtıkları yaradan kan bile akmayacak. Çoğu küstah! Çoğu şımarık! vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır şehsuvar! Sınırlara mayın döşer bakışların vahşı bir at almış altmış dağı aramıza taşır şık bir omuz devrimiyle baharı getir tavlalar kırılır, iskambil kağıtları savrulur görücüye çıkan büyücü bir kız oluverirsin patlamış yirmi ikilik ampul gibi patlamış mısır seven mısırlı esmer çocukların tokluğa açlığı gibisindir vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır yuvanı, anneni bugün terkettin tırnakların arap ses duvarını aşamaz sesin ışık kırılır mı hiç birleşir yeniden adeta - kardeş duası çeker muskalar tutar - senin merceklerinde şehsuvar! Baksana sultan! dikdörtgen dudaklarda daha ne çok yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen ağızın düşüverecek ve kenarından biraz çatlayıverecek kahkahan. Ve vahşi bir at alıp bir altmış dağı daha aramıza taşıyacak! Ve vahşi bir atın bir hayat boyu süren saltanatına dönüşecek birden hasretlerle gitgide gitgide ağırlaşan zaman.. II. fışkıran renk de! aynalar be şehsuvar, rujla boyanmış kırık aynalar zahiri görüntüler de sayılabilir, ahenk de! kasıklarında kasım gibi çoğalan susam ahırlara kilitlenir o atlar bilhassa meydanlar sevdanla, ağrınla cilalıdır. Olmasın mı? simit satan kimi çocuklarsa kördür, topaldır, mavidir bakirdir daha oysa! anne diye seslenir ölümlü çınarların dışa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne! kimsin sen? kimim ben der anne tekillikle kalaylanırken yüreği adamakıllı kıllı erkek kollarında. En zayıf sesiyle ağlar mı hiç! En karambol sesiyle ağlar mı hiç! En matem sesiyle ağlar anne! maviden kapacağı çok şey olmalıdır denizin bir kere: anneler öncelikli diri kalsın, anneler orospu olmasın efendiler.. nerede yaşadığını bilmeyen bir vapur sıyrılır uykularında şehsuvar'ın. Bütün shakespeare'ler bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtır, damlarında ayakparmaklarının uçlarında yürür güneş.. tüyler, taç yaprakları, aman gürültü etmeyin! her anın hep bir susan insanıdır şehsuvar. - şehrin surlarına, cemre olur düşüverir at cesetleri, bıçaklarda festival var - henüz büyüyememiş isyan henüz planları yarım bir katliamdır şehsuvar! söndürülememiş orman yangını gözlerinde sosyolojinin lümpenliği! söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde erken uyanışın yaşlı ergenliği! iniltinin suya yansıyan gövdesidir şehsuvar hey! anlasana sultan! dikdörtgen dudaklarda daha ne çok acısız iftiralar falan var.. şehsuvar kurtulmak da ister kurtuluşu neye bağımlıdır; - cevap şıkları - a) "30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayısta almanya teslim oldu!" intihar alnımı açtı, beynime gerdi beyazperdesini kafatasımda bir kabile buldum sonra buzuldan okyanuslar buldum damağıma açılan gözoyuklarında östakimde birtakım kanun taksimleri birtakım kanun kaçakları gibi esrarengiz iş sonra - esrarlı sigara içen bukalemunlarla küstük o sıra - hangi birini bölsem ötekine diğeri masasına çağıracak beni bardağımı doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek beni kambur burunlu şairlerle tanıştıracak alelacele alelacele el sıkışılacak, memleket meselelerinden söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak kusulacak ayaküstü alelacele yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar uydurulacağız alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli omurlarımdan, omurgamın içine tramvay hattı döşenecek kızlık adını işleyeceğim bekaretin tığla rönesansın kızlık zarına.. Leonardo! Leonardo! haminnem mona lisa'nın ta kendisi çıkacak. Zorla şehsuvar atlar yine karşıma çıkacak, karşı çıkacak aşk hanım hanımcık! Aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unut şehsuvar! onaylansın lütfen uzay boşluğunun karın boşluğuma doluşması.. sen! ruhumun organik hali! sen! gençliğimin gergin bırakılmış tek kası.. Arkası, şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni metal bir şafak oldun göğüme sorgusuz sualsiz siz! şehsuvar'ı ve beni liflere ayıran kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen korkuluklar! milleti gerdanıma toplayıp parlak cesaretlere, oğlancıl ihmallere yürüdünüz peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden, pencereme pencelerinizin hayasızlığını sürdünüz kapılar sürgülendi, kapı önlerinde evde biriktirilmiş kız kuruları süngülendi allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim deli oldum, kül oldum, ıslıklaşıp durdum aruz vezni serçelerle romen rakamı gerçeklerle dedim: bendim böcekler gibi s maviden öğreneceği çok şey olmalıdır denizin yakışıklı bir kadındır şehsuvar. Titredi mi gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer, onunla beraber umulmadık güldenevişen o dostlarla tanıdınız mı? - Hayır! Pek çıkaramadık! - Ama tanımanız şart! Ah sultan! Ah şehsuvar! intihar alnımı açtı, aklımı buldu, sana selam söyledi.. ardından, ne olabilir ki başka, işte birkaç çiyli sardunya, birkaç yarım kitap, sevilmesi okşanması eksik birkaç ölü kedi işte!. b) "Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?" enteresan bir soru biraz düşününüz / biraz düşününüz / az istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda ardıardına içilen dublelerin biyografisinden, örneğin bürokrasiden, geleneksel aydın terbiyesizliğinin kronolojisinden, lobilerden, ortalarda bir yerden, farzımuhal katolik alkoliklerden / hadi! piyonlardan, paslı piyanolardan ispiyonlardan, kara şapkalı sivillerden ya da durup dururken beliren sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti okumadıysanız, tam vakti dedi şehsuvar!. - sahi, tanımadınız mı?! - hayır, pek çıkaramadık! ne çok yuvarlak sözcük.. ne çok artistik.. c) "bir cüce ile çocuk arasındaki farkı bana söyleyin hele, neden size düşman olsunlar ki?" şehsuvar! çabuk! yaşlanıyorsun. Yaşlandın mı Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarında hastahane köşelerinde septik ellenmek filan hani eskaza kaç fırsat vardır ki artık göz ilişsin, silah kalksın, kulak duysun bir de ikide bir hortlarsa davalar ansızın avukat tırnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda tek başına doğmanın bir başına kırlaşmanın kendi kendini kırbaçlamanın acımasız acımasızlığı (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm) bu şehirde ya sen de vahşi bir at ya da olsan olsan kabuk bağlayamayan dinsiz bir yara olursun! - sahi, tanımadınız mı hala? - gene çıkaramadık d) "Once there was a boy. He had no friends to help him.." - isminiz nedir, efendim? - gizlemek istiyorum. Söylemesem.. - kaç yaşındasınız? - yirmi iki.. - Nerelisiniz? - İstanbul'lu.. - ne iş yapıyorsunuz? - insanım.. - evli misiniz? - hiç denemedim.. - çocuklarınız var mı? - olabilir! - isimlerini söyler misiniz? - gizlemek istiyorum. Söylemesem.. - burasi neresi. - psikiatri. - ben kimim? - bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu öğrenemediniz mi? - hangi yıldayız? - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam.. - Hangi ay? - hangi sevgi, değil mi ama. İlkin bu. Öncelik bu sorunun.. - ayın kaçı bugün? - hepsini adlandıralım, bunu mu istiyorsunuz?! - evet efendim, son dünya harbine katılan devletleri bana söyler misiniz? - savaşları ülkeler ilan eder, insanlar yapar! - biz o harbe iştirak ettik mi? - ben hiçbirine katılamayacak kadar, canlıyı-cansızı seviyorum. Siz, katılmış mıydınız? şehsuvar! çabuk! kandırılıyorsun. Kandırıldın mı? III. "sizler! hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar coğrafya bilmeden öpüşmeye çalışanlar sizler! yapısalcılar, ruhsalcılar, masalcılar, halciler, falcılar parmak izleri sıfır, duruşları italik olanlar artık değeri cinine tonik yapanlar muhtelif muhterem darbeler heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler! sizler! geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler, emzikçiler, hainler, halidler, oğlanlar! yolda saati başkasına sorup sigarasına ateş alıp sendikaların apışarasında elle doyuma ulaşanlar! Sizler! aydınlar! aydıngerler, kolay gelsinciler, asimetrik esinciler orospucuklar, osurukcular, üfürükçüler, geri zekalı çocuklar! - ki şehsuvar'ın anayasası.. mayistler, septemberistler! sizler! free gitaristler, peace veletleri, makinistler! din sülükleri! varoluşçular: kapı komşularım! sloganın, olağanın şairleri! sosyal yanları kapitalleri, kapitalleri yalnızca soğan-ekmek-sosyalizm olanlar! otuz yaşına kadar solcu otuz-elli arası sosyal adaletçi ellisinden sonra bunayıp, otobüslerde bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen fevkalade entellektüellerimiz! captain black'çiler, bafra'cılar bir afra bir tafracılar, taşralılar vay gülüm doğu diyenler, yesinler seni müstehcen bantını mantığına yapıştıranlar! piyanist-şantörlerim: hormonlarım benim! marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarları! sizler! liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar hamlar, hamcık ağızlılar, popodan bacaklılar omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlılar! amcalarım, teyzelerim; siz, homoseksüeller! feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar, teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi! oportünistler, optimistler! bir teselli ver'ciler, allah vergisi takılanlar, öğrenciler, saygın öğretim üyeleri, seks yıldızları, heyy! Sizler! arkadaşlarım, alışamadıklarım; ellerim, ayaklarım! sizler! idealistler, egoistler, ütopistler, narşistler! Ben şehsuvar!." sığ sıkıntılar ardınca yükselen havuz kırmızı balık, bozuk abajur, kullanılmış jilet sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla siz olan şehsuvar! Ben şehsuvar! sığ sıkıntılar ardınca yükselen buhar çocukluğunu yaşayamadan büyümüş bir tümör kandırılmış, tanınmamış kretuvar; unutulmuş bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi, sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla siz olan şehsuvar! O sınırlar sizin sınırlarınız. Ben şehsuvar! sığ sıkıntılar ardınca yükselen belediye otobüsü abonman biletlerimi sizler mi çaldınız?! - daha önce karşılaştığımıza eminsiniz, değil mi? IV. gece saçlarına kadar sokulur güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaşır! aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unutun! onu unut şehsuvar! ya da kımıltısız bir kuş oluşu istiklal caddesi boyunca yatar! ah sultan! bir vahşi at almış altmış dağı aramıza taşır! gece saçlarına kadar sokuldu da güzelliğine atılan ilmiklere kadar ulaştı. biz şehsuvar ulaşamadık! - heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile hala onu filan tanıyamadık! ah! sultan! ah! şehsuvar! dikdörtgen dudaklarda ne çok yuvarlak sözcükler vardı. hangi birini böldüm ötekine diğeri beni kalabalık masasına çağırdı! Şair : Küçük İskender
VOLKANALABAZ HAFTANIN SANAT ESERİ
KABLUMBAĞA TERBİYECİSİ
"Kaplumbağa Terbiyecisi", Osman Hamdi’nin
en ilgi çeken ve özgün eserlerinden birisidir. 1906 tarihli eser,
özellikle Lale
Devri'ndeki Sadabad Eğlenceleri'nde geceleri bahçelerin
aydınlatılması için kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilerek serbest
bırakıldıkları bilgisi bir ipucu olabilir. Yani Osmanlı’nın
devlet düzeninde "kaplumbağalar" da "kapıkulları" arasında
yer almışlardır.
Bu arada birkaç Osmanlı kurumunun (Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye, vb.) en üst düzeyinde yönetici
olan Hamdi Bey’in kendi iş yapma alışkanlığı/tarzı ile astlarının
yaklaşımlarına ilişkin bir allegori akla gelmektedir. Osman Hamdi’nin kendisi
olan "Terbiyeci" elinde neyi, boynunda maşası sırtında "keşkül-ü
fıkarası" (dervişane bir tevekkülü akla getirmektedir. Hafif öne eğilmiş
olarak yapraklarını yiyen üç kaplumbağaya nezaret etmektedir.
Arkada kalan iki kaplumbağa ise yemeğe yanaşmaya çalışmaktadır. Osman Hamdi
Bey’in mesai arkadaşlarına yönelik acımasız, ümitsiz bir hicvi olarak
yorumlanabilir bir resim bu... Önemli olan, alçaktaki tek ışık kaynağından
gelen ışıkla aydınlanan resmin, öğelerinin ilgiyi konuya odaklayan bir yalınlık
ve kurgu ile her tür gereksiz ayrıntının ayıklandığı çok başarılı bir bir
başyapıt olmasıdır.
Uzun süre işadamı Erol Aksoy'un koleksiyonunda bulunan tablo Erol Aksoy'un
varlıklarına TMSF'nin
el koymasıyla geçici süre devlete geçmiştir. Eser Aralık 2004'de açık arttırmaya
çıkarıldı. Türk resim sanatında bir esere verilen en yüksek fiyatla (5 Trilyon) Suna Kıraç - İnanç Kıraç Vakfı
kuruluşu Pera Sanat Müzesi açık arttırmayı kazandı.
Tablo bugün Suna Kıraç - İnanç Kıraç Vakfı, Pera Sanat Müzesi'nde
sergilenmektedir.
February 19 MİMARLIK ÜZERİNE
MİMARLIK NEDİR? Mimarlık mekan tasarlama işidir. İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak
ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini
sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik
olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatı; başka bir tanımlamayla,
yapıları ve fiziksel çevreyi tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir. İnsan
barınmak için yaşamak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekan ihtiyacı duyar ve bu mekanı kendine özgü kültürel,
fonksiyonel, teknik ve farklı zevklerde yaratır.
Mimarlık evrensel bir meslektir. İnsanlık tarihinin her döneminde önemli olmuştur.
Dini yapıların tanrıya ulaşma arzusundan, iktidarı simgeleyen saraylara ya da
bir kentin dokusunu oluşturan basit konut tiplemelerine kadar her türlü açık ve
kapalı mekanı tasarlar.
Bu çevre kırsal veya kentsel olabileceği gibi, yapıları veya mekanları
kuşatan yakın dış çevre de mimari tasarımın kapsamına girer. Mekan, içinde
yaşamın gerçekleştiği fizik ortam olarak tanımlanabilir. Mekanın oluşabilmesi
ve üretilebilmesi için yapılara, yaşamın hergün artan çeşitliliği gözönüne
alınırsa, oldukça karmaşık ilişkiler düzeni içinde yapılaşmış fizik çevreye
gereksinme vardır. Mimari tasarımın öznesi olan yaşam, coğrafi, iklimsel,
kültürel, demografik
farklılıklar içerir.
MÖ 1. yy.'da yaşamiş olan Roma'lı mimar Vitruvius
"De Architectura" adlı kitabında başarılı bir mimarlık için
"Utilitas, Firmitas, Venustas" (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik)
etmenlerinin gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Rönesans'
ta bu tanım, "Comodita, perpetuita, bellezza"
(kullanışlılık,süreklilik- kalıcılık, güzellik) olarak benimsenmiştir. 1581'de
bir İngiliz yazarı mimarlığı "yapı bilimi" olarak tanımlarken
19.yy'da İngiliz eleştirmen John Ruskin mimarlığın "yapılara uygulanan
süslemeden başka bir şey olmadığı" nı ileri sürüyordu. Amatör bir
eleştirici olan Sir Henri Watton "The Elements of Architecture"
(1624) adlı kitabında mimarlığın üç koşula ( kullanılışlılık, sağlamlık,
güzellik) yanıt vermesi gerektiğini belirtir. Frank Lloyd Wright'a göre de "mimarlık
biçim haline gelmiş yaşamdır."
Dünyanın en eski mesleği olarak kabul edilen mimarlık yapı sektörünün de
ayrılmaz bir parçasıdır. Yapı sektörü ise, tüm dünya ülkelerinde en büyük
sektör olup, diğer sektörlerin de itici gücü olarak kabul edilmektedir. Bu
nedenle, mimarlık, geçmişin birikimleri ile geleceği hazırlayacak, gelecekte
yaşanacak kaliteli yaşam çevrelerini oluşturacak, vizyon sahibi
bireylerin mesleğidir.
Son elli yıldır mimarlık mesleği konusunda “Çizim yapma sanatı” gibi bir
yanlış kanaat oluşmuş , mimarlık sanatına yardımcı olan ancak çalışma alanı ,
tüm yapılarda kullanılan elemanların malzeme, mukavemet, statik ve dinamik
durumlarını ve ekonomisini inceleyen bilim dalı olan inşaat mühendisliği ile
mimarlık kavramları birbirine karışmıştır.
Mimarlık sanatının kültürel yanını gözardı eden bu anlayış sonucunda ,
yüzyıllardır ülkemizin kimliği ile bütünleşen ve kültürümüzün ve değerlerimizin
en kalıcı kanıtı olan mimarlık , kimliğini kaybetmiş, kültürel kimlik sorusu ile bir hesabı bulunmayan
egemen yapı kültürü kentlerin görünür kimliğine damgasını vurmuştur.
Oysa Mimarlık ülkelerin kartvizitine yazdığı değerlerin en önemlilerinden
biri belki de en önemlisidir.
Mimarlık okullarından mezun olanların, mesleğin ilgi alanının çok geniş bir
yelpazeyi kapsaması nedeni ile, birbirinden çok farklı alanlarda
çalışabildikleri gözlemlenmektedir.
Bu kadar geniş kapsamı olan olan bir mesleği tek bi kelimeye
sığdırmak,özdeşleştirmek yanlış olur diye düşünüyorum……….
MİMARLIK NEDİR? deyince aklıma bir
değil bir çok şey geliyor,biri diğerini diğeri bir diğerini hatırlatıyor bana…….
MİMARLIK:
emektir sevgidir...................
dokunmaktır...............
koklamaktır......................
bakmaktır........................
bakarken görebilmektir.....................
gördüğünü algılamaktır......................
hissetmektir........................
bazen sabahlara kadar uykusuz kalmaktır................
bazen de sabahlara kadar eğlenmek.....................
bazen güzel bi müzik dinlemek....................
bazen güzel bi tabloya bakmaktır....................
bazen doyasıya gülmek.................................
bazen de
ağlamaktır....................................................................................
..............................................
bunlar sadece benim şimdilik aklıma gelebilen kısmı.........ama bildiğim ,
iyi bildiğim bir şey var ki mimarlık yaşamın her alanından küçük parçaçıklarla
yapılmış bir puzzle gibidir..............yaşama ve insana dair herşeyin bir
sentezidir............
mimarlık hayal kurmaktır...
ve hayal kuranlar bilir,hayaller yanar...gerceküstülükte dolandırmaktır beynini
mimar olmak.
t-cetveliyle kampüste hangi bölümden oldugunu heryerde haykırabilen kac ögrenci
vardır.kimlerine göre hamallıksa da mimar için t-cetveli hayali bir savaşta onun
en sadık kılıcıdır.
ve hayaller diplomayı aldıgın gün matlaşır .çetrefilli yollar cıkar önüne
ve görürsün herkes artık para peşindedir.
estetik degerlerin yerle bir edilir.kılıcın hiç bir işe yaramaz
elektroniklerin yanında.ısın kılıcları vardır onların ve sen sadece
hayalperestsindir onların
gözünde...
ve mimar hayal kurmaktan vazgecmeyen kişidir.
cünkü yol bi gün onun diledigi yere varacaktır...ben mimarım.
|
|
|